Anadolu'da atlarıyla meşhur bir köy. Memur efendi, o köye vaktiyle hükümet hesabına at satın almak için gidermiş. Yıllar sonra yine aynı vesileyle köye yolu düşmüş. Ama köy ne eski köy, eskiden beri tanıdığı Hasan Ağa da o eski ağaymış. Köy harap, insanlar yabancı, Hasan Ağa ise iki büklüm.

Memur sormuş Hasan Ağa'ya…

Filan nerede?
— Öldü!
Ya falana ne oldu?
— Göçtü gitti!
Nerede bütün o iyi adamlar?
— Hiçbirisi kalmadı!
Şu adam kimin nesi?
Bir yabancı!
Atlar ne âlemde, o atlar?
— Hepsi kırıldı gitti.
O meşhur Ceylân?
— Bir sabah ahırında ölü bulduk!
Ya Sülün, bakla kırı tay?
— Nazara uğradı!
Ne diyorsun Hasan Ağa, dorular, yağızlar, allar?
— Hepsi, hepsi mahvoldu!
Desene ki köyünüzde, iyi atlarıyla meşhur köyünüzde ne adam kaldı, ne at!

Hasan Ağa yosunlu gözlerini memurun gözlerine dikip şu cevabı vermiş: “Senin anlayacağın bey, iyi adamlar, iyi atlara bindileeer, gettileeerrr.

Kazım Koyuncu atına binip giden o iyi insanlardan birisiydi. Trabzonspor'a öylesine bağlıydı ki… Albümleri fazla satsın diye İstanbul'un 3 büyük takımlarına yarananlardan değildi. Adam gibi Trabzonsporluydu.

Kazım, Trabzonspor'u bütün benliğiyle yaşardı. Futbolu ona Trabzonspor ve Armando Dieogo Maradona sevdirmişti. Trabzonspor'a da Maradona'ya da aynı nedenlerle âşıktı. İktidarın iktidarlarını yıkan ve farklılığı getiren eylemleri nedeniyle…

Demişti ki…

“Trabzonspor'un bendeki ifadesi; statükonun karşısında yer alması, onu parçalaması, güçlülere karşı güçsüzlerin var olduğunu göstermesidir. Trabzonspor, sadece bir yöre takımı değildir. Bu şekilde yerel kalırdı, çok doğru temellere oturmazdı. Oysa Trabzonspor, sadece Trabzon' u değil tüm Karadeniz'i aşmış bir olgu.”

Demişti ki…

“Trabzonsporlu olmakla kendimi ayrıcalıklı ve farklı hissediyorum. İlla bir futbol takımının peşinden gidilecekse bu takım bana göre Trabzonspor'dur. Bir futbol hareketi olarak Trabzonspor'u desteklemek de bana göre ayrıcalıklı ve elitist bir durumdur.”

Demişti ki…

“İnsan, Neden Diyarbakır'dan Trabzonspor'u tutar?' diye bir soru sorulduğunda, ‘Güçlülere karşı direnen ve statükoya hayır diyen anlayış nedeniyle' cevabını veriyorum.”


***

Peki, ya Erdal Hoş… Trabzonspor'u, “Bir Yol Hikâyesi” başlığı altında lirik bir anlatımla yazıya dökmüştü.

Demişti ki…

“Her seferinde, her vilayette ve dahi dünyanın dört bucağında, yedi düvelde alınan bir horon vaziyeti bu. Alaşağı komutu geç verilen, “şimulası”, “dik oynası”, “hayde haydesi” duyulmayan… Bir türlü senkron tutmayıp erken dağılan bir horon. Bir sevdalık hikayesi bu. Akçaabat horonu kadar senkronize, kolbastı kadar coşkulu olma vaktidir. Dursun Kaptan kadar dikkatli olma vaktidir. Batıya mümkün olduğu kadar batıya gitme vaktidir. Sefer bizden Zafer Allah'tan... Vira Bismillah…”

***

İyi insanların Trabzonspor'undan… Statükoya meydan okuyan ve okutanların Trabzonspor'undan... ‘Dik' oynayanların Trabzonspor'undan... Bunların iğdiş edildiği Trabzonspor'a getirildik! Artık ne dik oynayabiliyoruz, ne statükoya meydan okuyabiliyoruz ne de ‘destur' çekebiliyoruz.

Bütün değerlerimiz naftalinlenerek ‘gardıroba' kaldırıldı. Anadolu Bey'i Trabzonspor, aristokrat zihniyetle başkalaştırıldı. “Sizler ne anlarsınız! Trabzon, işsizlerin ve fakir insanların kol gezdiği bir şehir. Öyle büyük falan da değil, küçücük bir kent” diyen, Trabzon'u Çimento Fabrikası'ndan ve Trabzonspor'dan ibaret gören bir başkan bugün, 4 bin yıllık kentimizin ve efsane takımının üzerine‘çimento' döktü! Hareket edemiyor, ses çıkartamıyoruz. Elimizi, kolumuzu, dilimizi bağladı. Boynumuzu büktü!

Trabzonspor'un hak ettiği şampiyonluğu ve onun meyvesi olan kupayı alabilmek için ‘taviz ver, taviz al' pazarlığı yapıyorsun. Bir takımın ana sütü gibi helal kupasını müzeye getirtmek için tutarsız davranıyor, yaftalıyor ve en kötüsü teslim oluyorsun!

Bunları da geçtim diyelim!

Geçen yıl, başı yarılan, burnu kırılan, ayakları parçalanan futbolcuları… Bu takımı, her yerde desteklemek için cebindeki bütün parayı vererek gece gündüz demeden yollara düşenleri… En önemlisi, “Paraya karşı emeğin savaşını verdik. Tarih bunu da yazar!” diyen Şenol Güneş'i!

Neden, niçin, nasıl kenara atabildin!

Bak sevgili başkan! Hani, “Ruhu geldi, tenekesi kaldı” demiştin ya! Bil ki ruhunu da elinden aldın o kupanın! Anlamsızlaştırdın, değersizleştirdin!

Sana, “İstifa et” demeyeceğim! Öyle ya ben cahil bir kentin çocuğuyum, anlamam bu işlerden! Çimento Fabrikası'nda geçici işçi statüsünde çalışır, oradan kazandığım parayla Avni Aker'e Trabzonspor'un maçlarına giderim. Lakin şundan iyi anlarım. 

Adaşın olan Şeyh Sadri'den… Der ki; “Sen kandili bile görmeyen kör! Kandille neyi göreceksin?
Kalın sağlıcakla…