Bir küresel futbol organizasyonundan yine boynumuz bükük, kalbimiz kırık ayrılıyoruz. Ne hayallerle beklemiştik başlamasını halbuki. Gruptan lider çıkacak çeyrek final, yarı final yapacaktık ABD’de. Turnuvanın Neron’u olacaktık alimallah!
Aklı ve mantığı bir kenara iterek bilinçaltının, düşlerin, rüyaların gücüne sarılan bu çılgın sürrealist zümre 2002 Dünya Kupası hikayesine kaptırmıştı kendisini, ikna etmişti kamuoyunu en kurnaz yöntemlerle. Irak’ın , Ürdün’ün, Katar’ın, Çuraçao’nun, Özbekistan’ın katılabildiği organizasyona hak edişi bir milli zafer edasında kutlamıştık günlerce.
Siyasetin ve hamasetin propagandası için öyle tanıtımlar, algılar, yönlendirmeler yapıldı ki akıllara zarar. Oluk oluk paralar saçıldı medya sektörünün her çeşidine. Hele bir uğurlama organize edildi peh peh peh! Kupayı kazanmış bir takımı karşılama bile sönük kalır yanında. İşte böyle böyle şişirilmiş, büyütülmüş, galeyana getirilmiş milli duyguların hakikatlere çarpıp infilakı neticesinde ortalık toz duman şimdi.
Tehditler, hakaretler, bel altı sıkmalar uçuşuyor spor ahalisinde de kamuoyunun diğer katmanlarında da. Amerika’dan Türkiye’ye, Türkiye’den Amerika’ya uzun menzilli olanları da var cephe içerisinde kısa menzilli olanlarıda. Bu organizasyonun giriş bölümünü allayıp pullayarak etinden, sütünden, derisinden karnını doyuran, heybesini dolduran, egosunu şehvetleyenler ise oluşan sosyal fırtınadan gemisini kurtarma derdine düşmüş görünüyor.
Kızışan milli vicdanlara, yangın yerine dönen sosyal duygulara su döken de yok köpük sıkan da. Yine başarısızlık sokağa atılmış, evlatlıktan çıkarılmış. Hep sahtesiniz, hep opertinüst! Ey benim gariban,saf milletim: Ne zaman uyanacaksın derin uykundan acaba? Ne zaman duygularını sömüren bu menffatperest heyula güruhunu tanıyacaksın? Ne zaman küresel realitelere vakıf olacaksın? Ne zaman karşına dikilen dev aynalarının büyüsünden kurtulacaksın? Endüstrileşen, modernizasyon sürecini tamamlayan futbolda artık istisnaların, mucizelerin peşinde koşma ilkelliğimiz bitmiştir sanırım.
Bu durum yüz yılda bir olurdu onu da Kore’de yaşadık 2002 yılında.
Son maçta alınan galibiyetin bizim için istatistik düzeltme dışında hiç bir kıymeti harbiyesi yoktur. Bir angaryayı öfkelerimize yaltım, duygularımıza pansuman yapmasın kimse. Enkaz altında bıraktığınız futbolumuzunda da futbolcularımızın da duygularımızın da hesabını verecek, diyetini ödeyeceksiniz. Yaşadığımız bu sükutu hayalin en masumları futbol emekçilerimizdir. Kendilerini geliştirememe ve güncelleyememe kabahatleri baki kalmak üzere istediler, savaştılar son damlasına kadar. Üzüldüler, mahçup oldular, kahroldular en şiddetli şelilde. Üstelik günah keçisi de yapıldılar. Yok saçları, yok bıyıkları, yok aileleri. Sanki diğer ülke futbolcuları asker traşı ile sahadaymış gibi. Yazık, günah, beyhude...
Yalnız bu prim tartışmalarının, şaiyalarının uzağında durmaları gerekir. Milli gururu milli prim kabul etmeyen zihniyetin ne seveni oluruz ne destekleyeni. Bizim çocuklar kalacak primin çocukları defolup gidecek! Ne endüstrisini, ne modernizasyonunu, ne başarısını, ne de başarısızlığını yönetebildiğimiz futbolumuzun çok ciddi yapısal sorunları var. Bugün yapılanlar gibi magazinsel, sığ ve küresel konjektüre uzak mülahaza ve mütalaalarla bir arpa boyu yol alamayız. Hep istisnaların, mucizelerin özlemiyle yaşlanırız. Bu bölümde yerli Don Kişotluğu ve sosyal, duygusal yansımaları, kırılmaları ele aldık. İkinci bölümde futbolumuzun, milli takımımızın idari ve teknik yönetimine, saha içi performansına değineceğiz. Okumada kalın, bekleriz efendim.
