Toplumların denge hali bozulunca alınacak önlemler kendi haline bırakılırsa, sorun kronikleşir ve gelir dağılımıda koordinatlarını kaybeder. Böyle bir durumda alt ve orta gelir gurubu kalmaz sadece üst gelir düzeyinde olanlar o ülkenin tüm nimetlerini eline geçirir açlık, sefalet, yoksulluk ve yoksunluk çok önemli bir sosyal sorun haline gelir.
Temelde sorun ortaya çıkınca çözülmesi gerekirken gittikçe ağırlaşıp kronikleşince altından kalkılamaz bir hal alır. Yeniden yapılanma ise çok uzar ve çözümsüzlük her ortamda yaygınlaşarak sorun riskli süreçlere evrilir. Yani böyle bir durumda insanların fakirlikten kurtulması zorlaşır, bozulan gelir dağılımı, istihdam, işsizlik, yaşam şartları kırılganlaşır ve insanlar da umut kavramıda yok olur.Umudu kırılan insanın yeniden toplumsallaştırılması imkansızlaşır ve her taraf psikolojik çöküntüye sürüklenir ki bu husus en tehlikeli toplumsal travmadır.İnsanın en önemli hakkı beslenme olup, böyle bir ortamda da toplumun her türlü gıda maddesine erişimi ve ulaşımı yeni sorunları beraberinde getirir.
Bu acınası durumu gören iyilik sever ve sağ duyulu insanlar birçok gıda maddesini askıya çıkararak gıdaya ulaşmada sorun yaşayan yurttaşlarımız onurlarını içselleştirerek, bu sistem içinde eziklik duya duya yaşama ve hayata tutunmak için ses çıkarmadan bu sıkıntılara katlanmaktadır. Ancak sürecin gittikçe ağırlaşmasına karşın alınan hiç bir önlemde sorunu giderici olmamakta ve sokak röportajları ile sivil toplum örgütlerinin eylemleri bu durumu doğrulamaktadır.
Burada temel sorun finans ve geçinme olup, özellikle beslenemeyen çocukların bulunduğu yaşa göre gelişemediği gibi, anne ve babaların okula giden çocuklarının beslenme çantalarına bir öğünlük yiyecek dahi koyamamaları işin fecaat boyutunu göstermektedir. Bu durum ülkemizde yüksek gıda enflasyonunun yarattığı derin bir gıda krizinden ibaret olup, bu çerçevede nüfusumuzun 30 milyonu açlık sınırının altında yaşamaktadır.
Burada önemli bir sorunda ileride ülkemizin idaresini devralacak olan sağlıksız bir neslin, ülke işlerliğini dahada çıkmaza sokacak olmasıdır. Bu güzel vatanımızın bir tarım ülkesi olduğu ortadayken bu kadar gıda sıkıntısı ve pahalılık çekilmesinin kontrol altına alınmaması ayrıca bir gariplik değil midir?
Fiyatlar sıçramalı artarken hane başına düşen bütçe açlık sınırı altında kaldığı sürece, sorunun çözülme olasılığı çok zor görünmektedir. Ülkemiz tarımının kendi iç çelişkilerinin ana sebebi yönetilemendiğinden kaynaklanmaktadır.
Örneğin; tarla maliyeti 10 TL olan pırasa markette 60 TL, 31 TL olan limon 97 TL, 20 TL olan marul 150 TL ve 50 TL olan çeri domatesi 250 TL gibi fiyatlar çok büyük bir çarpan etkisiyle marketlerde satılmaktadır. Sadece sebzemi tüm gıda maddelerini satın alacak bir banknotta tüketicilerin ceplerinde bulunmamaktadır.
Dahası ülkemizde üretilen ve en çok tüketilen bir bardak çayın fiyatı 20 ile 150 TL arasında satılırken bu fiyatlara hangi vatandaşın bütçesi yetecek ve ihtiyaçlarını karşılayarak kaliteli yaşamını sürdürecektir. Bu nasıl bir piyasadır ki üretici ve tüketici tabiri caizse soyulurken üretimde hiçbir katkısı olmayan ara kademeler (Toptancılar ve market zincirleri) bu tavan fiyatlardan ürün satarak ülkemiz insanını bir deri bir kemik bırakırcasına sömürmektedirler.
Nasıl bir ticaret ve hukuk anlayışıdır ki marketler rafdaki ürünlere her gün zam yapmaktadır. Denetleme konumunda ola tarım ve ticaret bakanlıkları bu işin neresinde durmaktadırlar. Tüketici böylemi korunacak, ülkemizde rant kapısı olan bir çok sektör bulunmasına karşın, stratejik bir sektör olan tarım ve türevleri gıda sektörü, gelinen aşamada hepsini geride bırakarak rant anlamında ilk sıraya yerleşmiş/yerleştirilmiştir.
Bir tarım ülkesinde üreticinin ve tüketicinin mağdur edilmesi pahasına tarım rant kapısı olmaktan çıkarılmalıdır. Ülkemizin ve insanlarımızın geleceğinde söz sahibi olacak gençlerimiz, kaliteli beslenmeliki üstlenecekleri vatan görevlerini tam bir başarıyla temsil etsinler. Yoksa milli ekonominin temellerinden biri olan tarım belli azınlığın çıkarları için kullanıldığı sürece, tarım ulusal olmaktan çıkar ve bireysel çıkar amacının bir parçası haline gelirki bugün olduğu gibi açlık ve yoksulluk sınırıda gittikçe artar ve başta huzursuzluk olmak üzere stabil olan toplumda ayrışmaya başlar.
Onun için ülkesine gönül ve vicdan borçuyla bağlı olan vatanperver insanlarımızı açlıkla imtihan etme yerine refah ve huzur içinde yaşatma hakkını sonuna kadar devletimizin alacağı önlemlerle hayata geçirmesi bir zorunluluktur. Şöyleki; İthalat azaltılmalı ve kotalar yükseltilmeli, teşvikler artırılmalı toprağa değil ürüne verilmeli, devlet ürün bazlı sigortayı yaygınlaştırmalı, çiftçilerin icraya verilmesi önlenmeli ve bir defaya mahsus olmak üzere icra borçlarıyla kredi faizleri silinmeli, akaryakıttan ÖTV ve KDV kaldırılmalı, gübre ve diğer girdi maddelerinde geniş ölçekli sübvansiyon uygulanmalı, sulama suyu fiyatları düşürülmeli ve ürün hasatında oluşan kayıplar için yeni bir uygulama başlatılmalı, acilen tarımsal üretim planlaması yapılmalı, fiyatlar muhakkak maliyet analizine göre belirlenmeli ve marketlerin keyfi zam yapma tasarruflarının önüne geçilmeli ve Yeni teknolojilerin tarıma girmesi için devlet mali ve eğitim desteği vermeli.
Ayrıca; hal kanunu acilen çıkarılarak tarladan toptancıya ve oradanda marketlere kadar uzanan zincir içindeki yoğun fiyat artışlarının önüne geçilerek, tüketici ve üretici korunmalıdır. Ulusal tarım sömürücü unsurların tekelinden çıkarılarak bağımsızlaştırılmalı ve özellikle kırsal kesimde ata tohumundan üretim yapılarak pazarlamasının önü açılmalı ki insanlar koptukları üretim kültürüyle yeniden bir araya gelsinler.
Yani tarımın koparıldığı geleneksel üretim yeniden başlasın ve belli bir ölçüde ihtiyaçlar yerinden karşılansın ayrıca devlet ihalelerle büyük paralar ödeyerek askeriyede, hastahanelerde ve okullardaki yemek vermek için piyasadan aldıkları gıda maddelerini bizzat tarladan çiftçiden alarak kullanırsa, hem milli servet yok olmaz, çiftçi zarar etmez, tarımdan kopmaz ve çok önemli parasal tutarda artı değer olarak hazinede kalır ve devlet işin içine girmiş olduğundanda ara kademeler ürünlere maliyetinin üstünde zam yapamaz ve tüketicide gıdaya rahatça ulaşmış olur.
Bu durum ayrıca yurtdışından tarım ürünü ithal etme kapasitemizide önemli ölçüde azaltır ve çiftçi daha çok üretmeye evrilir. Onun için devlet üretici ve tüketici üçgeni gibi varlıklar bir araya gelince toprak, iklim, insan ve finans kaynaklarıda oldukça ekonomik kullanılır ve sorunun temel çözümleri hayata geçirilmiş olur.
Bu bileşke oluşturulunca insanların beslenme açısından kaliteli yaşamı başlamış olur ve dışa bağımlılığımızda azalırken üretim fazlamızda silolarda yerini alır ve tarım birilerinin rant kapısı olmaktan çıkar, çiftçide döktüğü terin ve emeğinin karşılığını alır ve tüketici de birilerinin sömürgesi olmaktan kurtulur.