Sanat, benim için yalnızca bir şeyler karalamak ya da bir nesneyi kâğıda dökmek değil; hayata bakarken fark ettiğimiz o ince sızıları, sevinçleri ve sessizlikleri bir görme biçimi.

Bu köşede her hafta, hayatın bitmek bilmeyen gürültüsü içinde ıskaladığımız bir yerin önünde duracağız: sanatın eşiği.

Neden bu başlık?

Çünkü dünya bazen çok hızlı, çok sert ve fazlasıyla “gerçek.”

Oysa o eşikten içeri bir adım attığımızda zamanın akışı değişir.

Kendi üretimlerimde her teknik, içimde başka bir kapıyı aralar.

Bazen hayatın, yağlı boya gibi katman katman biriken yoğunluğu altında nefes alırız;
bazen bir suluboyanın akışı gibi her şeyi olduğu hâliyle bırakır, o kırılgan anın peşine düşeriz.

Kimi zaman bir lavinin sessizliğine sığınır, kimi zaman da batiğin öğrettiği sabır ve teslimiyetle bekleriz.

Bu köşe, sadece uzaklardaki tablolardan söz etmeyecek.

Şehrimizdeki atölyelere uğrayacağız, sanatçı dostlarımızın izlerini takip edeceğiz.

Kendi şehrimizin sergilerini gezecek, bazen de dünyanın başka bir köşesinden gördüğüm o büyüleyici sanat duraklarını, o kapıların eşiğinden size fısıldayacağım.

İnsan neden üretir?

Neden bir iz bırakmak ister?

Bu soruların peşinde, sanatın o iyileştirici eşiğinde buluşmak dileğiyle…

Hoş bulduk.

Dipnot:

Gökyüzüne ya da bir ağacın gövdesine, sanki ilk kez görüyormuşsunuz gibi bakmayı deneyin. Sanat o bakışta başlar.

Sanat iyileştirir.