Dünyada sektörler büyümek için geniş kapsamlı analizler sonucu ileriye yönelik ahenkli ve planlı proğramlar hazırlarlar. Bu planlama hem devlet sektöründe ve hemde özel sektörde geçerli olup, planlı kalkınmanın esası sektörel bazda oluşan bir takım iç çelişkilerin ortadan kaldırılarak doğru bir algoritma tespitine dayanır.
Yani yol haritasını ortaya koymanın yolu, geriye yönelik elde edilen verileri kullanarak ileri doğru uzanan yılları karla kapatmak için yapılan bir sektörel veya ulusal planlamadır. Tabiki bu süreçte bir çok bilinmeyende bilinir hale gelir ve hatalar minimuma indirilerek ihtiyaçlar karşılanır ve üretim fazlası da ihraç edilerek ülke hazinesine döviz girmiş olur.
Üretim sadece iç piyasa dengesine yönelik olmayıp, dış alımcıların talebini karşılamayada yönelik toplumsal bir olaydır. Ne kadar emek yoğun güç kullanılırsa üretim o kadar toplumsallaşır ve fiyat mekanizmasıda kendi kendini regüle eder. Ancak hangi üründen ne kadar üretilecek ve bu üretimin yurtiçi ve yurtdışı aktarımları ne olacak konusundaki düzenlemeyi devlet belirler. Planlı ve düzenli bir ticari sirkülasyon oluştuğunda da hiçbir ürün tarlada çürümez ve maliyet fiyatının da altınada düşmez, çiftçinin elinde kalmaz ve üretici de daha fazla üretmenin gayreti içine girer. Yani iç piyasa ve dış piyasa talepleri dikkate alınarak yapılan üretim planlaması hiç bir zaman risk oluşturmaz ve üreticininde güven marjı artar.
Burada devlet üretim anlamında sağlıklı bir desen planladığında ve çiftçide bu plana uyum sağladığında çiftçi ne zarar eder ve nede devlet sübvansiyonlarla karşı karşıya kalmaz. Şayet bu hususları inceden inceye analiz edip pratiğe intikali sağlanamazsa o zaman ciddi ürün kayıpları olurken rant ağaları kasalarını doldurur ve toplum fakirleşerek kaliteli yaşamdan uzaklaşır ve sosyal denge bozulur.
Sistematik bir işleyiş performansı ortaya konulduğunda toplumun bütün katmanları bundan eşit olarak yararlanır ve gayri safi milli hasıla artarak refah seviyeside yükselir ancak bu olayları hayata geçirmek ve sektörlerin birbirleriyle olan organik bağlarını güçlendirmek için muhakkak devleti planlayan bir teşkilat olmalı ki tarımsal altyapının temelleride sağlam olsun.
Bu husus özellikle günümüzde çok önemli olup bir anlamdada ciddi bir zarurettir. Bugün ülkemizde böyle bir planlama olmadığı için başta tarım olmak üzere ,üretimden tüketime, rekolteden fiyat belirlemeye kadar olan hiç bir bileşen bir noktada örtüşemez zira bir yatırımcı hangi sahada üretim yapmak istiyorsa bu işin ayrıntılarını planlama teşkilatından almalı ki üretime geçtiğinde hayal kırıklığı ve iflas yaşayarak azımsanmayacak milli sermayelerde heba olup gitmesin.
İşte bu ve benzeri plansızlıklar ile belirsizlikler üreticilerin zamanla tarımdan kopmalarını ve işi varken işsiz kalarak başka alanlarda iş aramalarına sebep olmuş ve olmayada devam etmektedir.
Plansız üretim, düşük fiyat, ürünün elde kalması depolarda ve tarlada çürümesi pahalıya tüketimi tetikler ve bu işte emek vermeyen birçok ara kademede toplumsal sefalet pahasına karlarına kar katarlar.
Peki kendi kendimize yeterli bir ülke olduğumuz halde ne oldu ne devreye girdide yurtdışından tarımsal ürün alma zorunda kalarak dışa bağımlı hale geldik. Bu süreçte en garip olanıda savaşan ülkelerden tarımsal ürün ithal etme mecburiyetinde kalmamız ve bundanda ders alarak bilinmeyenlerimizi bilmek için gayret sarfetmememizden kaynaklanmaktadır. Bu istenmeyen süreç sayesindedir ki üreticilerimiz önlerini göremiyor ve tarıma çıkan yolları daralıyor bazılarınıda kapatıyor.
Şöyleki; bölge insanın geçim kaynağını fındık, tütün, çay, balıkçılık ve hayvancılık başta olmak üzere diğer bazı ürünlerin üretimine bağlı iken tütün yasaklandı ve insanlar 60-70 yıllık üretim kültüründen ve geçim kaynaklarından bir ölçüdede istihdam imkanlarından mahrum bırakıldılar ve bu ürünün yerine alternatif de ikame edilmedi.
Et balık kurumları, sebze fidesi üretim seraları, tütün fabrikaları, soya fabrikası, patates tohumu üretim istasyonları, haralar, devlet üretim çiftlikleri, tohum ıslah istasyonları, azot sanayi, meyve fidanı üretim sahaları, toprak su, zirai karantina ve devlete ait süt fabrikaları, tarımsal sanayi fabrikaları, suni tohumlama istasyonları, gibi tarımsal altyapı ve çiftçiye destek olan kurum ve kuruluşlar özelleştirme adı altında satılarak yok edilip bölge tarımı bir ölçüde çökertildi. Ayrıca Ordu'dan Artvin'e kadar olan bölge hayvancılık bölgesi olmaktan çıkarıldı ve ata tohumunun üretimi ve ürünlerinin satılması yasaklandı.
Kırsalda bir üretim sektörü haline gelen kültür balıkçılığı HES'lerin devreye girmesiyle su tahsisleri iptal edildi ve neticede birçok üretim tesisi kapandığı gibi insanların birikimleri ve geçim kaynaklarıda ellerinden göz göre göre alınarak tabiri caizse ortada bırakıldılar.
Fındık ve çayda uygulanan fiyat politikaları güncel koşullarla örtüşmediği gibi her iki ürünün fiyatı maliyet analizine göre belirlenmesi gerekirken, rekolte gibi özel sektörü koruyucu mekanizmalarla belirlenmektedir.
Özellikle fındığı yaklaşık üç yıldır tehdit eden kokarcadan oluşan risk hala bertaraf edilememiştir. Tüm bunlara karşın tarımsal girdi fiyatları (Gübre, ilaç, kireç, akaryakıt, su, makina, depolama, soğuk zincir, banka kredisi vs.) aşırı yükselirken bu konuda alınan hiç bir önlem olmadığı gibi tarım toprakları çeşitli yöntemlerle hovardaca israf edilmiş ve tarımsal üretim bölgede azalarak geçim kaynağı olmaktan çıkmıştır.
Şayet acil önlemler alınmazsa daralan yollar tamamen kapanacak ve olası göçlerde daha ağır sonuçlar yaratacaktır.
Onun için bölgesel kalkınma planları ile alt projeleri olan havza bazlı üretim proğramları devreye sokulmalı ve yeni yeni üretim çeşitlilikleriye bölge halkı buluşturulmalıdır v e bölgede üretilen tüm ürünlerin fiyatları maliyet analizine göre belirlenerek hem çiftçinin sürekli üretimi sağlanmalı ve hemde pazar arzından tüketiciler ucuza yararlanıp kaliteli beslenerek geçim sıkıntısı yaşamayarak tarımın yoluda kapanmayla karşı karşıya kalmasın.