Günümüzde dünyada gelişmiş ülkeler tarım ve teknolojide devamlı ileriye doğru uzanan yıllar içerisinde ülkelerin geleceği ve insanlarının kaliteli ve sağlıklı yaşamlarını temin etmek için, özellikle karlı düşüncelerin projelendirilerek kalıcı ve sağlam politikalarla ülkelerine yön verip, sağlam politikalar üreterek kalkınma planlarını hazırlamaktadırlar.

Planlar hazırlanırken her sektör için o sektörde uzmanlaşmış kişileri bir araya getirerek, oluşturulan yetkin komisyonlara kendi alanlarıyla ilgili olarak devletin temel politikalarını ihtiva eden raporlar hazırlatıp (Bizdeki kapatılan DPT gibi) olay netleştirildikten sonra temel kalkınma stratejileri oluşturulmaktadır.

Bu planlar belli periyotlarda revize edilerek yeni dünya düzenine göre uyarlamalar zaman geçirilmeden devreye sokulup, süreç aksatılmadan kalkınma kesintisiz bir ivme kazanmaktadır. Yani yeni dünya düzeni rastlantısal bir olay olmayıp, son 15 ve 20 yılı içine alan olaylarlada açıklanacak kadar yeni bir oluşum değildir.

İkinci dünya paylaşım savaşının yarattığı tahribat ve ekonomik krizin ortadan kaldırılması ve güncel gereksinimlere cevap verecek yeni dengelerin oluşturulması için bir çok ülke bir araya gelerek çok önemli düzenlemeler yapılmıştır.

İşte tamda bu noktadan itibaren birçok ülke sektörel bazlı olarak kendisini yeniden yapılandırıp, önemli gelişmelerle ön plana çıkarken bazı ülkelerde sadece seyretmeyi ve lider bir ülke yaratmayı esas almayarak zaman içinde gelişen ülkelere bağımlı olmaktan başka çıkar yolları kalmamıştır.

Bu bağlamda ilimizin temel ekonomik sektörlerini; tarım, sanayi ,inşaat ,ticaret, turizm, ulaştırma, haberleşme, mali kuruluşlar, konut sahipliği, serbest meslek hizmetleri, devlet hizmetleri, kar amacı olmayan özel hizmet kuruluşları ve ithalat vergisi gibi sektörler oluşturmaktadır. Ancak bilindiği üzere bu kurum veya kuruluşların hiçbirinin tarım hariç master planı bulunmamaktadır.

Bunun anlamı yeni dünya düzenine ayak uyduramamak olup, çiftçilikle köylülüğün aynı şey olduğu yanlış vargısının devamından başka bir şey değildir. Aslında çiftçilik bir meslek olup, bu algının muhakkak kırsal kesimde yerleşmesi gerekmektedir. Buradaki temel aksaklık değişen dünya düzeninde bir toplumsal ahenk ve teknolojik yapıya ve bir çok ülke ile entegre olma koşullarına çiftçimizi hazırlamayarak gibi bir sorunun yaşanıyor olmasıdır.

Buradan çağrışımla Trabzon yerel ekonomisinde önemli yer alan fındık, çay, hayvancılık, arıcılık ve balıkçılık gibi tarımı bütünleyici sektörler sonuç alınmaksızın hala tartışılmaya devam etmektedir. Nasıl oluyorda bölgesel bir bazda üretilen fındık ve çay tarımı tartışıla tartışıla üretici lehine bir sonuç alınmadığı gibi gittikçe üretici tarımdan uzaklaşıyor olsun...

2008 yılına kadar tütünden geçimini sağlayan binlerce çiftçi bir sabah uyandığında atadan ve deden bir öğreti olarak bırakılan üretim kültürü ve geçim kaynağının elinden alınarak, ortada bırakıldığını gördü. Yine yıllar önce Ordu'dan Artvin'e kadar olan ZON hayvancılık bölgesi olmaktan çıkarıldı her iki olaydada ses çıkaran kimse olmadı.

Kırsalda yaşayan insanlar geçim kaynaklarından mahrum bırakılıp, tütünün yerine yeni bir üretim kültürü ikame edilmediği için insanları bu topraklarda tutmak kolay değildir. İşte onun içindir ki göç travması toplumu ayrıştırmaya devam etmektedir. Böyle oluncada ilimize katma bütçeden gelen parada gittikçe güncel koşullara göre azalmaktadır.

Tarımın hane bazlı geçimini sağlayacak kaynak mevcut olup, gıda güvenliği çerçevesinde artan nüfusun dengeli ve yeterli beslenmesi, ürün fiyatlarına devlet müdahalesi yerine üretimin piyasa koşullarında talebe göre planlanması, üretim faktörlerinin etkin kullanılması, verimliliğin artırılması, tarımsal kurum kapasitelerinin güçlendirilmesi, pazarlama ağlarının çeşitlendirilmesi, kaynak dağılımında etkinliğin temini gibi hususlarda ki bu kriterler kesintisiz uygulanmalı ve köylü kimdir çiftçi kimdir yani üretici ile tüketici belli olsun ki tarım ve diğer sektörlerin hangi ölçüde GSMH'ya etkisinin daha fazla olduğu ortaya çıksın...

Yerel ekonomide tarım başta olmak üzere ülke ekonomisinde de yarattığı katma değeri ve sanayi için ürettiği hammadde ile önemli ölçüde GSMH'ya katkı vermektedir. Daha önceleri kırsal kesimde kurulan kooperatifler güzel hizmetler verip, toplumu aktive ederken ,bugün ise bir çoğu kapanarak önemli derecede emek ve sermaye boş yere heba edilmiştir.

Dünyada bu oluşumlar sayesinde çiftçi ayakta dururken, bizim umursamamazlığımız ve yanlış siyasi tasarruflar yüzünden kırsal bu manada çökertilmiş olup, bir daha bu insanları aynı düzende bir araya getirme olanağıda söz konusu değildir.

Yani kooperatifçilik olgusu ciddi bir güven marjı yaşadığı için ilimiz tarımı bundan çok zarar görmüş ve hala da görmeye devam etmektedir.

Tarımsal yatırımlar çevreyle uyumlu olmalı yani tarım ekosistemiyle bütünleşik olmalı ki üretim, işleme ve pazarlama sirkülasyonu sağlansın fabrikalar veya kooperatiflerin ortakları daha fazla üretmeye devam etsin.

Tütün tarımı, fiskobirlik, kırsal kooperatifler, hayvancılık ve kültür balıkçılığı üretimi ile denizden elde edilen av balıkçılığı sanki birbirleriyle yarış edercesine hepsi yokluğa doğru giderken, ana damar durumunda olan ve toplumun nefes almasını sağlayan bu alt sektörlerin ayağa kaldırılması için hiç bir radikal proje üretilmemektedir.Önceleri ilimizde aile geçimini sağlayan tarım ekonomisi bu özelliğini gittikçe kaybetmektedir.

Bu bağlamda yeni ve kalıcı tarımsal politikalar üretilerek devreye sokulmalı ve mevcut alt yapının etkin kullanımıyla yeni yatırımlar devreye alınmalıdır. Her türlü tarımsal kaynak (Girdiler dahil) rasyonel kullanılırsa ilimizde tarım ekonomisi yeniden güçlenecektir. Tarım kalkınmanın katalizatörü olup bunun da temelini bitkisel, hayvansal ve balıkçılık alt sektörleri oluşturmaktadır.

Bu üç alt sektörden biri veya ikisinde denge bozulunca ekonomi, beslenme ve kalkınmadaki dinamizm toplumsal istikrarı bozar. Onun için toprakların sonuna gelinmiş olabilir ama üretimin sonuna gelinmemiştir.

Bu da ülkemiz için bir avantajdır ve bir metre kare toprak boş bırakmadan üretmeliyiz ki yeni dünya düzeninde yer alabilelim..