Trabzonspor’un bu sezonki en gerçekçi hedefinin, Avrupa kupalarına katılabilmek olduğu aşikar. Lig yarışının mevcut dengeleri dikkate alındığında bu, rasyonel bir yaklaşım olacaktır.
Her yıl statüsü değiştirilerek marka değeri zedelenmiş olsa da Ziraat Türkiye Kupası, Avrupa kupalarına katılım yolunda çok büyük önem taşıyor. Özellikle genç ve kırılgan bir kadroya sahipken; ligde Beşiktaş ve Göztepe’nin yakın takibi sürerken kupayı hafife almak ciddi bir hata olur.
Geniş kadrosuna rağmen yalnızca Milan Škriniar gibi önemli bir savunmacıyı kaybeden Fenerbahçe’nin bile defansif anlamda savrulmalar yaşayıp üst üste puan kayıpları yaptığı görüldü. Kadro derinliği çok daha sınırlı olan Trabzonspor’un, Onuachu ve Muçi gibi kilit oyuncularından mahrum kalması hâlinde ligde istenmeyen puan kayıpları yaşaması sürpriz olmayacaktır.
Tüm bu durumları düşündüğümde, kadrolar açıklandığında bir an için ümitsizliğe kapıldığımı itiraf etmeliyim. Hatta o anın refleksiyle Fatih Tekke’ye yönelik eleştirilerde de bulundum. Yapılan rotasyonu yersiz ve riskli bulmuştum. Neyse ki Fatih hoca beni haksız çıkardı.
Onuachu, Onana ve Zubkov gibi çok önemli oyuncuların da rotasyonda olmasına rağmen, kadrodaki değişimin, Fatih Karagümrük maçına kıyasla sağladığı iyi şeyler vardı. Bu da kadro mühendisliğinin kendi içinde daha düzenli olmasıydı.
Çok yakın profillerdeki Benjamin Bouchouari ve Oulai'nin aynı anda sahada olmasının getirdiği orta alandaki sıkışıklığın yerine; bir çapa görevindeki Okay Yokuşlu ve oyun kurucu orta saha görevindeki Bouchouari'nin olması, çok daha efektif görüntü verdi. Kendi mevkisinde oynayan topla ilişkisi güçlü, iyi bir pasör stoper olan Batagov, Başakşehir'in ön alan baskısını kırmamızda çok etkin rol oynadı.
Bu kadro mühendisliğindeki doğruları saymaya devam edebilirim fakat, Başakşehir'in ön alan baskısını kırma konusunda beni en çok sevindiren ve heyecanlandıran şey Onuralp Çevikkan'ın ayaklarının, pas kalitesinin bu kadar iyi olmasıydı. Allah nazarlardan saklasın!
Rakibin sert ön alan baskısına rağmen sabırla pas yaparak çıkmaya çalışan Trabzonspor, geçiş oyunu ile yakaladığı gol ile öne geçti. Trabzonspor bu oyunu ilk yarıda hatasız oynadı. Biraz şanslı olsaydık, ilk yarıda oyunu da koparabilirdik.
İkinci yarının başında yapılan hatalar ile gelen iki gol bize; tanıdık bir senaryoya mı gidiyoruz, diye düşündürse de Trabzonspor, bu sezon defalarca yaptığı gibi büyük takım refleksi göstererek geri dönmeyi bildi.
Modern futbolda, alışılmışın dışına çıkıp ekstra hücum organizasyonları üretmek istiyorsanız bek oyuncularınızın oyuna güçlü biçimde katılımı şarttır. Hücum genişliğini sağlayan, doğru zamanda iç koridora kat eden ve ceza sahasına sürpriz koşular yapan bekler, kilidi açan anahtar hâline gelir. Mustafa Eskihellaç da bunu en somut şekilde gösterdi; zamanlaması kusursuz bir golle, takımın geri dönüşünün fitilini ateşledi. Erken toparlanıp oyuna yeniden ortak olmamızda belki de en büyük pay onundu.
Onca eksiğe rağmen oyuncu grubunun ortaya koyduğu karakter ise takdire şayan.
Defalarca kendi mevkisi dışında görev alan Ozan, sakatlıktan yeni çıkmasına rağmen agresifliğinden ödün vermeyen Saviç, haftalardır forma şansı bulamasa da sahaya çıktığı anda mücadeleden kaçmayan Bouchouari…
Hatta sonradan oyuna girip birkaç dakikayla yetinmek zorunda kalan isimler bile sahada kalabildikleri her anı maksimum enerjiyle değerlendirmeye çalışıyor. Böylesine güçlü bir takım aidiyeti ve kolektif mücadele ruhu kolay inşa edilmez; kurulduğunda ise başarının en sağlam habercisi olur.