Özkan Sümer’in veciz bir sözü vardır:

“Türkiye’de futbol, transferden ibarettir.”

Bu trajik cümle; Türk futbolunda, ortaya akıl koyarak üretmek ve uzun vadeli projeler geliştirmek gibi mefhumların neredeyse hiçbir karşılık bulmadığının da özeti niteliğindedir.

Yıllar boyunca yalnızca ekonomik gücü yüksek kulüpler değil, imkânlarını zorlayan birçok Anadolu kulübü de başarıyı; yüksek maliyetli transferlerde, tanınmış isimlerde ve tecrübeli(!) yabancılarda aradı. Sezon öncesi favorilik tahminleri bile çoğu zaman harcanan paranın büyüklüğü üzerinden yapıldı.

Yerel liglerde elde edilen gelirlerin katbekat fazlası harcandı; uluslararası başarının da bu yolla alınabileceği yanılgısına kapılındı. Sonuçta kulüpler büyük borç yüklerinin altına girdi. Dahası, yöneticilerin bu öngörüsüzlüğünün bedelini zaman zaman vergi afları ve borç yapılandırmaları aracılığıyla toplum ödedi.

Türkiye’de pek çok kulüp bu yolu izlemeye devam ederken, sadece Trabzonspor bu rüyadan uyanmış gibi görünüyor.

Futbol artık ciddi bir gösteri ve eğlence endüstrisine dönüşmüş durumda. Bu tabloda Trabzonspor gibi fıtratında yarışmak olan, ancak bir şehir takımı olması nedeniyle rakipleri kadar büyük ekonomik güce sahip olmayan kulüpler için tek bir çıkış yolu vardı.

Trabzonspor’un futbol aklı, tüketen değil üreten bir zihniyete evrilmek zorundaydı. Kısa vadeli çözümler yerine uzun vadeli planları hayata geçirmeli, kendi değerlerini üretmeyi temel bir ilke haline getirmeliydi. Günü kurtarmaya odaklanan anlayıştan sıyrılıp geleceği inşa eden bir refleks geliştirmesi gerekiyordu.

Geçtiğimiz yılın başında bu vizyonla ilerlediği izlenimi veren Trabzonspor’un, bu sezon hazırlıklarını da aynı metodolojiyle sürdürmesi, bunun tesadüf olmadığını gösteriyor.

Ancak bu vizyonun yalnızca rasyonel yönüyle değil, sosyolojik boyutuyla da ele alınması gerekiyor.

Trabzonspor, geride bıraktığımız sezonda oynadığı futbol nedeniyle sıkça eleştirildi. Ancak zaman zaman sabırlı oyunun karşılığı olarak gelen galibiyetler, zaman zaman da şans faktörünün desteği, kurulan yatırım organizasyonunun tamamen dağılmasını engelledi. Alınan sonuçlar sorunların üzerini örtmese de sürecin yönetilebilir kalmasını sağladı.

Trabzonspor, geçtiğimiz sezon yatırım yaptığı genç oyuncuların neredeyse %80’inden verim aldı. Bu oran, futbolun çok boyutlu dinamikleri dikkate alındığında ortalamanın oldukça üzerindedir.

Yeni sezon için yapılan daha yüksek maliyetli yatırımların aynı başarı oranıyla karşılık vermesi gerçekçi bir beklenti olmayabilir. Bu nedenle alınabilecek olumsuz sonuçların bir infiale dönüşme ihtimali göz ardı edilmemelidir.

Bu infialin yaşanmaması ve Trabzonspor’u hedeflediği dönüşüme taşıyacak futbol aklının korunması için, taraftarın, yorumcuların, yazarların ve eleştirmenlerin sürece daha ferasetli yaklaşması büyük önem taşımaktadır.

Çünkü futbol, yalnızca sonuçlar üzerinden okunabilecek kadar düz bir oyun değildir. Düşüşler ve yükselişler, gelişim sürecinin doğal parçalarıdır.

Umudum odur ki; statükoları sarsan ve zaman zaman Türk futbolunda kırılmalar yaratan Trabzonspor camiasının başlattığı bu dönüşüm, yalnızca kulüp özelinde değil, ülke futbolu genelinde de bir uyanışa vesile olur.

Belki bugün tam olarak idrak edilmiyor ama Trabzonspor, Türk futbolunda yeni bir devrimin eşiğinde olabilir.