İnsan, bu dünyada en çok ne zaman susar bilir misin?
Secdede…
Çünkü secde, kelimelerin bittiği; kalbin konuşmaya başladığı yerdir.

Namaz, bir görev olarak başlamaz insanda.
Önce bir çağrıdır.
Derinden, sessizce, ama vazgeçmeden gelen bir çağrı…
Ve insan her vakit o çağrıyı duyar:
“Gel.”

Namaz; dünyanın gürültüsünden çıkıp Allah’ın huzuruna yürümektir.
Bir yük bırakma hâlidir.
Bir “ben artık buradayım” deyişidir.
İnsan ayakta durur, çünkü hâlâ bu dünyadadır.
Rükûya eğilir, çünkü yükünü fark eder.
Secdeye kapanır, çünkü sonsuzluğa en yakın olduğu yer orasıdır.

Allah, bu yolculuğun nedenini daha baştan açıklar:

“Beni anın ki Ben de sizi anayım.”
(Bakara Suresi 2:152)

Namaz, insanın Allah’ı anmasıdır;
Ama asıl mucize şudur:
Allah’ın da kulunu anması…

İnsan çoğu zaman fark etmez ama her namaz, ahirete atılan küçük bir adımdır.
Çünkü namaz, zamanı deler.
Dünya ile ahiret arasına bir kapı aralar.
Bu yüzden namaz kılan insan, tamamen bu dünyaya ait hissedemez kendini.
İçinde hep bir hasret kalır.
Bir eve dönme hissi…

Allah bu hissin adını koyar:

“Bu dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden ibarettir.
Asıl hayat ise ahiret yurdudur.”

(Ankebût Suresi 29:64)

Namaz, işte bu “asıl hayat”ın dünyadaki hatırlatmasıdır.
İnsan namazdayken cenneti görmez belki,
Ama cennetin yönünü hisseder.

Ve Kur’an, bu yolun sonunu bir korku ile değil,
bir selam ile anlatır.

“Rablerinden bir selam vardır.”
(Yâsîn Suresi 36:58)

Bu ayet, cennetin kapısını bir sesle açar.
Bir tehdit yoktur burada.
Bir sorgu yoktur.
Sadece bir hitap vardır.

Selam…

Yani:
“Korkma, geldin.”
“Yalnız değildin.”
“Yürüdüğün yol boşa değildi.”

Namaz kılan insan, bu selamı dünyadayken prova eder.
Her “Esselâmü aleyküm” dediğinde,
aslında o büyük karşılaşmaya hazırlanır.

Çünkü namaz;
Allah’a doğru yürüyen insanın,
sonsuzlukta duracağı yeri unutmamasıdır.

Ve yolun sonunda, Allah kuluna şunu söyler:

“Rabbine dön;

O senden razı olmuş, sen de O’ndan razı olarak.

Haydi kullarımın arasına katıl.

Ve cennetime gir.”

(Fecr Suresi 89:27–28)

Namaz, işte bu dönüşün dünyadaki adıdır.
Bir randevudur.
Bir buluşmadır.
Bir eve yaklaşmadır.

Ve belki de namazın özü şudur:
İnsan, günde beş vakit Allah’a gider…
Ama aslında Allah, kulunu yavaş yavaş
sonsuzluğa hazırlar.