Bir gürültünün içindeyiz.
Herkes konuşuyor, herkes haklı, herkes mağdur.
Ama kimse durup şu soruyu sormuyor: Allah bugün bize ne derdi?
Belki de en zor soru bu.
Çünkü cevabı rahatlatmaz.
Uyandırır.
Allah şöyle der:
“Siz dünya hayatını ahirete tercih ediyorsunuz.
Oysa ahiret daha hayırlı ve daha kalıcıdır.”
(A‘lâ, 16–17)
Bu bir yasak değil.
Bu bir tespittir.
Allah dünyayı inkâr etmez; ama insanın onu merkeze almasını ifşa eder.
Bugün her şey var.
Ama hiçbir şey yetmiyor.
Çünkü sahip olmak arttıkça, emanet duygusu kayboldu.
Allah bu hâle şöyle bakar:
“Dünya hayatı ancak bir oyun ve oyalanmadır.”
(En‘âm, 32)
Sorun oyunda olmak değil.
Sorun, oyunu hayat sanmak.
Bir başka yerde Allah insanın asıl problemini söyler.
Bu problem ne fakirliktir ne cehalet.
“Onların kalpleri vardır ama onunla anlamazlar.”
(A‘râf, 179)
Bugün akıl var.
Bilgi var.
Teknoloji var.
Ama anlama yok.
Allah bunu daha da netleştirir:
“Asıl körlük gözlerde değil, göğüslerdeki kalplerdedir.”
(Hac, 46)
Yani mesele görmemek değil.
Mesele, gördüğünü kabullenmemek.
İnsan hesap yapıyor ama hesap vereceğini unutuyor.
Plan kuruyor ama sonunu sormuyor.
Ve Allah şöyle diyor:
“İnsan kendini yeterli gördüğünde azar.”
(Alak, 6–7)
Bugünün adaletsizliği de buradan doğuyor.
Çünkü insan kendini merkeze koyduğunda,
adalet değil çıkar konuşur.
Allah adaletin ölçüsünü koymuştu:
“Ey iman edenler!
Allah için hakkı ayakta tutan kimseler olun.”
(Nisâ, 135)
Ama bugün:
-
Hukuk var
-
Kurumlar var
-
Sistemler var
Yok olan şey şu: emanet bilinci.
Peki bu zaman ne zaman?
Allah bu çağı tek bir ayetle tarif eder:
“İnsanlar için hesap zamanı yaklaştı,
ama onlar gaflet içinde yüz çeviriyor.”
(Enbiyâ, 1)
Bu ayet kıyamet tellallığı değildir.
Bu bir uyanma çağrısıdır.
Çünkü Allah hâlâ kapıyı kapatmadı.
“Allah bir toplumu,
onlar kendilerini değiştirmedikçe değiştirmez.”
(Ra‘d, 11)
Yani kurtuluş toplu değil.
Bireysel başlar.
Kim zerre kadar iyilik yaparsa onu görecek.
Kim zerre kadar kötülük yaparsa da.
“Kim zerre kadar hayır yaparsa onu görür,
kim zerre kadar şer yaparsa onu görür.”
(Zilzâl, 7–8)
Belki de Allah bugün dünyaya şunu söylüyor:
Ben susturmadım.
Ben gizlemedim.
Ben ayetleri kaldırmadım.
Siz duymamayı seçtiniz.
Ve hâlâ soruyor:
“Nereye gidiyorsunuz?”
(Tekvîr, 26)
Bu soru hepimize.
Makamlara değil.
Kalabalıklara değil.
Tek tek kalplerimize.