KAMU KURUMLARINDAKİ YANCILAR
Son yıllarda bazı kamu kurumlarında mantar gibi çoğalan bir durum var.
Bir tarafta personel yetersizliğine rağmen yoğun tempoda çalışan, vatandaşın işini aksatmamak için gayret gösteren emekçiler…
Diğer tarafta ise mesai saatlerini çay, kahve ve uzun sohbetlerle geçiren, adeta “Salla başını al maaşını!” Anlayışına alışmış bir kesim mevcut.
Ne yazık ki bu manzara Trabzon’da da pek farklı değil.
Hatta memlekette bu durumun konuşulmadığı kurum neredeyse yok gibi.
Şehrimizde bazı kurumlar sınırlı sayıdaki çalışanıyla hizmet vermeye çalışırken, bazı yerlerde ise kadro fazlalığına rağmen verimlilikten söz etmek zor.
Lakin mesele yalnızca personel sayısı değildir; asıl sorun işini yapanla yapmayanın aynı düzen içinde görünmez hale gelmesidir.
Bu dengesizlik yalnız kurum içindeki çalışma düzenini değil, vatandaşa sunulan hizmetin kalitesini de doğrudan etkilemekte.
Elbette ki işini hakkıyla yapan, mesaisini dolduran ve vatandaşın işini geciktirmemek için çabalayan çok sayıda kamu görevlisi vardır.
Nitekim birçok kurumda düzenin ayakta kalmasını sağlayan da zaten bu sorumluluk sahibi çalışanlar.
Ancak aynı çatı altında görev yapıp mesaisini gerçek anlamda doldurmayan kişilerin varlığı hem kurum içindeki dengeyi bozmakta hem de çalışanlar arasında huzursuzluğa neden olmakta.
Vatandaşımız çoğu zaman işin arka planını bilmez.
Karşısına çıkan görevliye bakar ve değerlendirmesini ona göre yapar.
Dolayısıyla çarşı pazarda konuşulan eleştiriler sırf bu yüzden çoğu zaman işini gerçekten yapanlara yöneliktir.
Halbuki mesele sadece iş yükünün adil paylaşılmaması ya da vatandaşın hızlı hizmet alamaması da değildir.
Bu durum toplumumuzda sıkça dile getirilen helal-haram meselesine kadar uzanır.
Zira haram lokma yalnızca bir başkasının malını almakla sınırlı değildir.
“Mesai saatlerini gereği gibi değerlendirmeden, üretmeden ve vatana millete katkı sağlamadan maaş almak da kamu vicdanında ciddi bir kul hakkıdır.”
Peki, bu noktada sorumluluk yalnız çalışanlarda mı?
Elbette hayır.
Kamu kurumlarının yönetimlerine de önemli görevler düşüyor.
İş yükünün doğru analiz edilmesi, personelin ihtiyaca göre dengeli dağıtılması ve çalışma düzeninin etkin şekilde denetlenmesi olmazsa olmazlar arasında yer almalı.
Bundan mütevvelit demem o ki, işini hakkıyla yapanla yapmayanı ayırt eden, emeği ödüllendiren ve sorumluluktan kaçanı görmezden gelmeyen bir yönetim anlayışı olmadığı sürece bahsi geçen bu sorun büyümeye devam edecek.
Meramımızı özetlersek...
Çalışanın yorulduğu, çalışmayanın rahat ettiği bir düzen hizmetten ziyade adaletsizliğin ta kendisidir.
Bugün 1 Mayıs’ta dileğimiz odur ki;
Topraklarımızda alın terinin kıymet gördüğü, emeğin karşılığını bulduğu ve helal lokmanın değerinin her şartta korunduğu bir düzen hakim olsun.
Bu vesileyle tüm emekçilerin İşçi Bayramını yürekten kutluyorum.
BU MEMLEKETİN NAMUSSUZU KİM?
Bazı sorular vardır…
İnsanın kafasına takılır, çıkmaz.
Bu da onlardan biri.
Öyle geçiştirilecek cinsten değil.
Uzun süredir zihnimin bir köşesinde dönüp duruyor.
Şimdi samimi bir şey soracağım.
Şu memlekette…
Bir tane mi kötü adam kalmadı?
Bir tane mi çıkıp da “Evet, ben yanlış yaptım” Diyen olmaz?
İhtiyaçtan değil ha…
Ama insan merak ediyor.
Bu kadar kusursuzluk fazla değil mi?
Etrafıma bakıyorum.
Haberleri okuyorum.
Sokakta konuşulanları dinliyorum.
Garip bir tablo var.
Bu ülkede herkes namuslu.
Herkes tertemiz.
Herkes mağdur.
Ama ortada tuhaf bir koku var.
Bakıyorsun…
- Kasayı boşaltan çalışan, emeğin savunucusu.
- Vakıf malını zimmetine geçiren yönetici, ahlak timsali.
- Belediyenin imkanını eşe dosta dağıtan başkan, hizmet eri.
- Masanın altından zarf alan memur, dürüstlük anlatıyor.
- Hastayı müşteri gören hekim, vicdan dersi veriyor.
- Devlet ihalesini parça parça satan bürokrat, vatan nutku atıyor.
- Ranttan beslenenler, kul hakkına hassasiyet gösteriyor.
- Okul bütçesiyle kendine konfor alanı kuran müdür, liyakat konuşuyor.
- Girmediği dersin ücretini alan öğretmen, ahlak nöbetinde.
- Milletin parasını buharlaştıran bankacı, güven sembolü.
- Seçimden seçime hatırlayan vekil, şeref üzerine yemin ediyor.
- İşçinin tabağındaki lokmaya göz diken müteahhit, helal kazanç vaaz ediyor.
- Dolandırıcılığı sistemleştirenler, dürüstlük semineri veriyor.
- Uyuşturucu taciri, tefeci, istismarcı… Hepsi hayırsever!
- Dini diline dolayıp insanların inancını sömüren sahte hoca, en iffetli!
- Asfaltın kalınlığından, betonun demirinden çalan sözde hacı, en takvalı!
- Olmayan namusu üzerine yemin eden ise… En güvenilirimiz!
Ne tuhaf değil mi?
Herkes temiz.
Herkes dürüst.
Herkes ahlak abidesi.
Ama ne hikmetse adalet aksıyor!
Vicdanlar kırık!
Güven yerlerde!
Madem herkes bu kadar namuslu…
Bu çürüme nereden çıkıyor?
Bu kir kime ait?
Bu kul hakkını kim yiyor?
Şimdi Allah rızası için söyleyin.
Madem memlekette herkes namuslu…
O halde kimdir bu namussuz?
Yazmak iyi gelir.
Bana; “[email protected]” adresinden ulaşabilirsiniz.

