İHO, Trabzonspor başkanlık seçimleri sonrası, bizzat kendisi tarafından yalanlanan açıklamaları, gündeme oturdu.

O nedenle o sözlerle ilgili bir yorum yapmadım.

Ama görüyorum hala o sözler söylenmiş gibi yorum yapılıyor, İHO’ya çağrılar yapılıyor.

Eğer bir kişi söylediği iddia edilen sözleri yalanlıyorsa, o sözlerle ilgili yorum yapmak, çok doğru değil.

Biz, şimdi söylediklerinden değil de, İHO’nun başkan olduğu genel kurul ile başkanlığı kaybettiği genel kurullar öncesi;

Madem; medya- başta da yerel-olanı akçeli işlerin içine atıldı sokuldu ilişkilendirildi, genel söylemlerle çamur atıldı.

Bir çağrı yapalım.

İHO’nun başkan olduğu genel kurul ile İHO’nun başkanlığı kaybettiği genel kurul öncesi;

Başkan adaylarının tümü o iki genel kurulda reklam ve tanıtım faaliyetlerine ne kadar bütçe ayırdılar.

Hangi gazetelere, internet sitelerine; ne kadara reklam verdiler.

Reklam fiyatları neydi?

İHO; kaç lira harcadı?

Muharrem Usta’nın cebinden kaç lira reklam parası çıktı?

Celil Hekimoğlu’nun kaç lira?

Reklam ilan hariç, genel kurul çalışmaları için yenen toplu yemeklerin faturası ne?

Hangi otel kaç lira aldı?

Hangi otel sponsorun olayım dedi.

Hiç birini bilmiyoruz.

Kapalı bir kutu.

Ama İHO, bir taş attı kuyuya;

Dedi ki, Trabzonspor’dan resmen para isteyen gazeteciler vardı. İş isteyen.

Parayı bilmiyorum ama iş isteyenin olması kadar doğal bir şey yok.

Şu anda, Muharrem Usta’ya kimler telefon açıyor, hangi meslektaşlarımız hangi Abi’yi devreye sokuyor, biliyorum.

Haaa hemen isim ver Ali Savaş demeyin.

Biliyoruz işte.

Herkes birbirinin yüzüne bakıyor.

Ne isim vereyim.

Trabzonspor medyasında asıl gürültü, Trabzonspor TV kurulduğuna çıkacak. Kimler TV’de çalışmak isteyecek. Kimler program yapmak isteyecek. Kimlere ekran açılacak. Açılmayanlar nasıl yönetim muhalifi olacak, hep göreceğiz. Ben de, “Nehir  kenarında(!) bu tartışmaları izleyeceğim.

Neyse gelelim asıl konumuza.

İHO’nun yalanladığı açıklamalarından hareketle demiyorum. Ortada gördüğüm gerçeklerden hareket ediyorum.

Benim de bir merakım var.

Mesela hangi gazeteci kitle örgütüne;  TS Clup ve Bordo Mavi Tur; bazı organizasyonlarına sponsor oldu.

Çıkardıkları yayınlara reklam verdi.

Kitap ve derginin masraflarını karşıladı.

Trabzonspor’un resmi dergisinde yazmanın bedeli ne?

Kim bir köşe yazısı yazdığında kaç lira aldı.

Aldıysa anasının ak sütü gibi helal olsun da, kaç lira aldı bilelim.

O dergiye haber ve yazı yazmanın kıstası ne?

Bir kast sistemi mi var?

Mesela, TS Clup’un Gazeteciler Cemiyetinin altında bir mağazaya ihtiyacı var mı? Pazar payı ve teknolojileri açısından orada böyle bir mağaza iş görür mü? Elde böyle sağlam bir veri mi vardı da mağaza açıldı.


Yoksa, zamanın Trabzonspor yönetimi Cemiyete bir yardımımız olsun. Alan veren mutlu olsun babında mı mağaza açıldı.

Merakımdan soruyorum. 

Muharrem Usta tüm bunları araştırsın. İHO dönemi ile kalmasın, Sadri Şener dönemine kadar gitsin. Gitsin de bilelim.

Ama önce, İHO, Celil Hekimoğlu ve Muharrem Usta, üçü; üst üste 2,5 yıl ara ile girdikleri seçimlerde kaç lira harcadıklarını, bunun kaç lirasına reklam ve ilan karşılığında medyaya dağıttıklarını da kamuoyuna
duyursunlar.

Sonuçta ortada bir arz talep varsa; seçim de oluyorsa;

Reklamlı da ilanlı medyada boy boy ücreti karşılığında propaganda yapmak, bunun içinde kitle iletişim araçlarının bundan payını alması, çok doğal.

Doğal olmayan;

Gazetecilerin para peşinde koşması.

Patron koşar.

Gazeteci koşmaz.

Ama Trabzon’da biliyoruz ki, istisna hariç;  bazı patronlarla birlikte gazetecisi de koşturuyor; yüzdesini alıyor. Maaşı yetmiyor ek gelir gibi düşünün. Ve bu medya piyasasında da bunun mesleki etik açısından bir sıkıntısı yok diyen de var demeyen de.

Var diyen; bu zamana kadar hiç gazete patronluğu yapmamış, devlet garantili medya mensubu olarak en yüksek düzeyden maaşını almış, emekli ikramiyesi ile tatil köylerinde villasını dikmiş.
Yok diyen; Asgari ücretli maaşına bir simit parası de ekletmeye çalışanlar.

Eğer,bazı meslektaşlarımızın reklam bedellerinden aldığı yüzdeler  sorun ise;

Haaaa,şimdi zurnanın zırt dediği yerdeyiz.

Tartışmanın çuk yerine oturması için gazete, internet haber siteleri ve TV’ler ve diğerleri de;  iki Trabzonspor kongresinden kaç liralık reklam ilan bedeli aldıklarını bu bedelin içinden yüzde kaçını da çalışan gazeteciye pay olarak yüzde verdiğini de açıklamalı.

Buradan yine açıkça çağrı yapıyorum.

Trabzonspor genel kurullarını ben yıllarca takip ettim. Başkan adaylarının son  iki genel kuruldaki gibi yüksek düzeyde tanıtım ilan vb organizasyonlara girdiğini görmedik. 

Çok para harcadılar çok. 

Siyasi partileri bile geride bıraktılar.

Onları harcamayıp Trabzonspor’a hibe edebilirlerdi, etmediler. 

Bu son iki genel kurul öncesi başkan adaylarının seçim bütçesini açıklamaları gerekiyor.

Önce bunu duyursunlar.

Sonra ben daha neleri duyurmaları gerektiğini yazacağım.

NALINA MIHINA
VE ALİ AĞAOĞLU’NA

Ali Ağaoğlu, Trabzonspor genel kurul öncesi, yakın akrabası İHO’ya mali açıdan destek vereceğini ve yüklü miktarda naktin de hazır olduğunu söyledi.
Çok da doğru bir söylem değil.
Burası Trabzonspor, İstanbul’da bir amatör takım mı yahu..
Ağaoglu bunu dedi, İHO seçimi kaybetti; üç gün sonra bir algı haberi; Hadi Ağaoğlu pamuk eller cebe. Trabzonspor’a vaat ettiği parayı ver.
Haydaaaaaaaaaaaa
Haydaaaa ki hayda.
Ben, İHO’dan önce Trabzonspor için “Kombine” bilet alımında seferber olan bütün diri, iri, bilim ilim ve siyasi çevrelerin İHO’a kıllarının kıpırdamadığını gördük. Hiç böyle bir karşılaştırmalı haber görmedim.
Ali Ağoğlu’un vaadine de ağzımla güldüm.
Pamuk eller cebe çağrısına da, ağzımla gülemedim.

ŞİMDİ NE YAPACAĞIM; AÇIKLIYORUM
Evet, İHO camiayı küstürdü.
Caimanın değerleri ile kavga etti.
Camia içi dengeleri bozdu.
Hepsini de tecrübesizliğinden, parasızlıktan yaptı. 
Ama hata yaptı.
İHO’nun bu hatasından hareketle takım ve kulüp ve camia sevgisi olan bir kesim, tribünlere gelmedi. Trabzonspor’a küstü.
Yanlış olan buydu.
Ben onların bir bölümüne adamına göre Trabzonsporlular diyorum.
Şimdi, şunu yapacağım.
Gelecek sezon; şeref tribününün önünde özellikle bekleyeceğim. Önce kim gelmiyordu, şimdi kim geliyor.
Önce niye gelmedi şimdi niye geliyor; bizzat ben soracağım o soruyu.
Cevaplarını alınca da soracağım bir soru olacak.
Bekliyorum.

TRİBÜN GİBİ YERDEN İDMANI İZLEDİM VE…!
Önceki gün, basına açık idmanı tribünden izledim. 
Meslektaşlarımın arasına giremedim. 
Taraftar gibiydim.  
Özellikle de kaleci antrenörü  Ahmet Başkır’ı takip etmek istedim. 
Kaleci antrenörlerinin teknik adamlar gibi oyuna çok katkısı yok. 
Ama, kalecinin oyuna katkısı var. Önceki günkü idmanda, kalecilerin oyuna katkıları konusunda Ahmet Başkır’ın yaratacı olduğuna şahit oldum. 
Sadi Hoca ile aynı ekol ve kulvarda yetişen Başkır, kalecilerin topu oyuna takımı atağa kaldırmak anlamında nasıl sokması gerektiğini, bir teknik adam gibi anlatıyordu. Ve hareketleri bilgi birikimi ile de Onur’un da antrenörü olduğu izlenimini aldım. Rahatladım.
Beğendim bu genç adamı.
Yolu açık olsun