Bazen bir film izlerken hiç farketmeden gözünüzden bir damla yaş, birinin hikayesini dinlerken içinize sığmayan bir dalga, büyük bir haykırış duygusu hissedersiniz...

İşte bu ait olma duygusudur. Bu bir listede kendi adının geçmesi değil, bir başarının içinde kalbinin atmasıdır.

​Düşünün ki; hiç tanımadığınız bir gencin bir kürsüye çıkışını izliyorsunuz ya da şehrin tozlu sahalarından kopup gelen amatör bir takımın son düdükle gelen zaferine şahitlik ediyorsunuz. O an, boğazınızda bir düğüm, gözlerinizde bir buğu oluşuyorsa; işte o görünmez bağ, dünyanın tüm yasalarından daha gerçektir.

​O mahalledeki dükkanın tabelası parladığında, o öğrenci cübbesini giyip kepini fırlattığında içinizde bir yerlerde "başardık" diyorsanız, siz artık tek başınıza bir birey değil, devasa bir ruhun parçasısınızdır. Çünkü gerçek aidiyet; birinin alın terini kendi teninde hissetmek, yabancının sevincini kendi evinin neşesi saymaktır.
​Bu duygu akıp giderken hesap kitap yapmaz; sadece hisseder.
​"O bizden" dersiniz; çünkü onun mücadelesi sizin de yürümek istediğiniz yoldur.
​"Biz yaptık" dersiniz; çünkü onun zaferi, sizin hayallerinizin ete kemiğe bürünmüş halidir.

​Bir markanın büyümesi sadece bir ticaret değil, bir duruştur; bir gencin yükselişi sadece bir kariyer değil, bir umuttur. Eğer başkasının ışığı sizin dünyanızı aydınlatıyorsa, yuvadasınız demektir. O sıcaklık, o gurur, o saf sevinç... İşte o, bizi biz yapan en kutsal bağdır.

Sanırım bir çoğumuzun kendini böyle hissettiği anları vardır.
Gönül gözünüz hep güzel olsun
Sevgiyle kalın..