En son yirmi dört sene önce Dünya Kupası’na katılmıştık. 2002 yılında Güney Kore ve Japonya’nın ortak düzenlediği, Şenol Güneş yönetimindeki o efsane takım turnuvada üçüncü olmuştu. Güçlü Brezilya ile iki kez oynamak Türkiye’nin kaderiydi. Her şeye rağmen Dünya Kupası’nda üçüncü olmak milli takımımızın tarihindeki en büyük başarısıydı. Dünya şampiyonluğunu Şenol Güneş nedeniyle kaçırdığımızı “utanmadan sıkılmadan” söyleyenler olmuştu. Biz onlara sadece gülüp geçmiştik o dönemlerde. Ciddiye bile almamıştık. Çünkü niyetlerini biliyorduk.

Dün tarihi fırsat yine ayağımıza kadar gelmişti. Kosova’da kazanan turnuvaya katılacaktı. Türkiye önce zor da olsa balkan ülkesi Romanya’yı saf dışı bıraktı. İkinci balkan ülkesini mağlup ederse Meksika-ABD-Kanada’da düzenlenecek Dünya Kupası’na katılacaktı. Kosova, Osmanlı Devleti’nin yıllarca hüküm sürdüğü kardeş bir memleketti. Başkent Priştine’deki maç her iki ülke için de çok önemliydi. Türkiye favoriydi. Lakin tekli maçların telafisi olmadığından hatanın bedeli hata yapan için büyük bedel ödemek demekti. Maç centilmence başladı. Futbol olarak seyir zevki iyi olmayan bir maça tanık olduk. Sonuç odaklı maçlarda iyi futbol beklemek saflık olur. Türkiye zor da olsa golü bulan taraftı. Son yarım saat hiç geçmedi. Kosova elinden geleni yaptı fakat gücü yetmedi. Montella yönetimindeki millilerimiz Dünya Kupası biletini Kosova’da aldı.

Gözler haziran ayındaki turnuvaya çevrildi. Önce Avustralya sonra Paraguay ve ABD milli takımızın rakibi olacak. Yirmi dört yıl önceki başarı tekrarlanır mı, bilinmez. Umarım Arda, Hakan, Uğurcan, İsmail, Orkun, Barış Alper, Kenan ve diğerleri Türkiye’yi mutlu eder. Ayrıca Özbekistan ve Bosna-Hersek’e de turnuvada başarılar diliyorum. Dünya Kupası Türkiye olmadan zaten olmazdı. Başarılar Türkiye!