Trabzon çok önemli bir şehir… Bunu sadece biz Trabzonlular değil, tüm Türkiye, hatta dünya biliyor. Çünkü bu şehir sıradan bir şehir değil; bir imparatorluk kenti. Yüzyıllar boyunca ticaretin, kültürün ve medeniyetin kavşak noktası olmuş; sanatın, edebiyatın ve sporun beşiği haline gelmiş bir şehir.

Tarihte Trabzon İmparatorluğu’na başkentlik yapmış, Sümela Manastırı gibi dünya mirası niteliğindeki bir eseri bağrında taşımış, Ayasofya Camii ile Bizans’tan Osmanlı’ya uzanan bir medeniyet köprüsü kurmuş bir şehirden söz ediyoruz. İpek Yolu’nun Karadeniz’e açılan kapısı olmuş; limanıyla, çarşılarıyla, hanlarıyla tarih boyunca cazibe merkezi haline gelmiş bir kenttir Trabzon.

Ancak gelin görün ki bu kadim kente yapılan her müdahale, çoğu zaman onu tarihi kimliğinden biraz daha uzaklaştırıyor. Oysa Trabzon’a bir şey yapılırken, adeta bir tarihi eser restore ediyormuş gibi davranılmalı. Bin kere düşünülmeli, bir kere adım atılmalı. Çünkü bu şehirde kazdığınız her yerden tarih fışkırır. Böyle bir şehirde yol yaparken, bina yükseltirken, dolgu alanı oluştururken; hatta bir parke taşı döşerken, bir bina boyarken bile bin kere hesap yapılmalı.

Ne yazık ki “trafiği rahatlatalım” anlayışıyla atılan bazı adımlar, şehrin siluetine ve ruhuna zarar verdi. Meydan Viyadüğü, Boztepe Viyadüğü, Reşadiye Kavşağı ve benzeri uygulamalar belki ulaşımı kolaylaştırdı; ancak tarihi kent dokusuna telafisi zor izler bıraktı. Yapılan yapıldı… Artık önümüze bakma zamanı.

Bugün büyük yatırımlar planlanıyor. İnşallah hayata da geçecek. Fakat modern çağı yakalayalım derken Trabzon’un tarihini ve kimliğini kaybetmemesi gerekiyor. Modernleşmek; betonlaşmak, ruhsuzlaşmak demek değildir. Asıl mesele, geçmişle geleceği uyum içinde buluşturabilmektir.

Özellikle şehrin “pis” ve düzensiz görülen bölgeleri bir an önce sağlıklı şekilde dönüştürülmeli. Şehrin giriş kapısı sayılan Çömlekçi ve Değirmendere bölgeleri titizlikle planlanmalı. Eski terminal alanı, çimento fabrikası sahası ve Büyük Sanayi Sitesi alanı… Bu bölgeler sıradan projelerle değil; Trabzon’un tarihine, estetiğine ve kültürel mirasına yakışır vizyon projelerle değerlendirilmelidir.

Elbette Büyük Sanayi Sitesi’nde alın teriyle çalışan esnafımıza söyleyecek tek bir sözümüz yok. Onlar bu şehrin üretim gücü, emeğidir. Ancak şehre uçakla gelen her misafirin, daha ilk andan itibaren düzensiz ve çarpık bir görüntüyle karşılaşması da kader olmamalı. Sanayi sitelerinin daha planlı alanlara taşınması hızlandırılmalı; mevcut alanlar ise kentin kimliğine uygun şekilde dönüştürülmelidir.

Nasıl ki Pazarkapı bölgesinde yapılan düzenlemelerle şehre yeni bir meydan kazandırıldıysa, aynı vizyon Değirmendere için de ortaya konulabilir. Bu şehir bunu başarabilecek potansiyele sahiptir.

Ulaştırma Bakanlığımızın hayata geçirdiği sayısız yatırımı hep birlikte görüyoruz. Sayın Bakan Abdulkadir Uraloğlu’nun Trabzon’a verdiği önemi biliyoruz. Ancak şehir içindeki görüntü kirliliğini önleme ve sağlıklı kentsel dönüşümü gerçekleştirme konusunda en büyük sorumluluk Trabzon Büyükşehir Belediyesi ve Ortahisar Belediyesi’ne düşüyor.

Belediye meclislerindeki bitmek bilmeyen tartışmalar, borç polemikleri ve boş sözler artık bir kenara bırakılmalı. Bu şehir kavga değil, ortak akıl istiyor. Siyaset üstü bir bilinçle hareket edilmesi gerekiyor. Çünkü mesele bir partinin ya da bir kişinin değil; Trabzon’un geleceğidir.

Trabzon; deniziyle, Boztepe’siyle, tarihi surlarıyla, yaylalarıyla, kültürüyle ve insanıyla eşsiz bir şehir. Bu şehri yarınlara taşımak bizim sorumluluğumuz. Gelin, kavgayı bir kenara bırakalım. Gelin, bu şehri geçmişine yakışır, geleceğine umut olacak şekilde birlikte inşa edelim.

Çünkü Trabzon sıradan bir şehir değil; tarih kokan bir emanettir. Ve emanet, ihmal kaldırmaz.