FUTBOL O KADAR DA BASİT DEĞİL
Futbol bazen sahadaki oyundan çok, insanların kafasındaki oyunu anlatır. Dün akşam sahada olan da biraz buydu. İlk yarı boyunca belki de bu sezon hiç denenmediği kadar orta denendi. Çünkü herkesin dilinde aynı cümle vardı: “Onuachu varsa orta keseceksin.”
Futbolu bu kadar basit bir denkleme indirgeyen büyük bir kalabalıklar var. Aslında bunu Onuachu kolaylaştırıyor. Sanki sahada 2.01’lik bir oyuncu varsa tek yapman gereken kanada inip topu ceza sahasına şişirmekmiş gibi… Oysa kaliteli orta kesmek için şart gerekir. Alan gerekir. Zaman gerekir. Rakip savunmanın yerleşmemesi gerekir. Yerleşmiş, disiplinli bir savunmaya karşı o topları kesmek öyle dışarıdan göründüğü kadar kolay değildir.
Kaldı ki kanatlarda oynayan Eskihellaç ve Felipe… İkisi de uyumsuz ve mevki karmaşası içindeler. Böyle bir tabloda Onuachu’nun işlemesi için gerekli şartların pek çoğu zaten yok. Ama buna rağmen o uzun boyunun arkasına saklanmadan mücadele ediyor, istiyor, zorlamaya devam ediyor. Çünkü başka yolu yok.
Maçın en güzel anlarından biri ise Ozan Tufan oyundan çıkarken yaşandı. Tribünlerin ona verdiği o alkış, o gurur… Belki de gecenin en anlamlı fotoğrafıydı. Bunu sonuna kadar hak etti.
Ve bir yanımız hep eksikti o anlarda.
Mekânın cennet olsun Orhan Kaynar…
Trabzonspor, genellikle böylesine kritik eşiklerde hep sorun yaşamıştır. Sezon başından beri ifade ettiğimiz üzere bu ekip farklı bir karakter gösteriyor. Eksiklerle, imkânsızlıklarla ama inatla ayakta kalıyorlar. Bu yüzden biz de Fatih Tekke’nin yanında olmaya devam ediyoruz. Çünkü bu takımın başında sadece bir teknik direktör değil, karakterli bir hikâye var.
Bu yüzden taraftarın da bu takıma bir borcu var. 5 Nisan’da Galatasaray maçında stadyum dolmalı.
Dün dolu tribünler oldukça renkliydi. Tribün namına sezon boyunca giriş, gelişme pek parlak değildi belki ama finali güçlü yapmak yine taraftarın ekinde. Bu genç çocuklar, bu hoca, bu takım gerçek bir atmosferi hak ediyor. Hikâye yarın kötüye döner mi? Olabilir. Futbolda beklenti yükseldikçe hayal kırıklığı da büyür. Ama bu duyguyu değiştirmez.
Çünkü bu sezon bir sonuçtan çok daha fazlasını anlatıyor. Gelecekteki güzel günlerin temeli atılıyor.
HERKES ÜÇLÜ BEKLERKEN..
Maçın bitiş düdüğüyle birlikte tribünlerin alışık olduğu bir refleks vardı. Üçlü çektirmek… Galibiyetin coşkusunu birlikte yaşamak… Ama o anda farklı bir şey oldu. Stefan Savić, tribünlere doğru gidip o coşkunun önüne nazik ama çok net bir çizgi çekti.
“Bugün olmaz.”
Çünkü Trabzonspor camiası bir büyüğünü uğurlamıştı. Orhan Kaynak artık aramızda değildi. Savic de tribünlere bunu hatırlattı. Sevinç gösterisinin bugün doğru olmayacağını ifade etti ve tek tek tribünleri alkışladı.
Sahadaki performansına gelince…
Aslında anlatılacak çok fazla şey var ama tek kelime yeterli: kusursuz.
Pozisyon bilgisi, doğru konumlanma, enerjisini doğru kullanma… Savunmada neredeyse hatasız bir oyun. Gereksiz risk almadan, panik yapmadan, oyunu okuyarak oynayan bir stoper izledik. Tecrübenin, aklın ve karakterin birleştiği bir performans.
Bazı oyuncular sadece top oynar.
Bazı oyuncular ise takıma kimlik kazandırır.
Savic dün akşam ikisini birden yaptı. Hem sahada duvar gibi durdu hem de maç sonundaki o tavrıyla Trabzonspor formasının neyi temsil ettiğini herkese hatırlattı. Bazen büyük futbolcu olmak yetmez.
Büyük insan olmak gerekir.
MAÇ BİTİMİYLE SAHAYA KUZEY GİRDİ
Ertuğrul Doğan Trabzonspor başkanlık koltuğuna oturduğu günden bu yana belki de en rahat, en huzurlu dönemlerinden birini yaşıyor. Uzun süre kulübün omzunda taşıdığı ekonomik yük, bitmeyen krizler, transfer tartışmaları, saha sonuçlarının yarattığı stres… Bunların hepsi insanın yüzüne ayrı bir yorgunluk bırakır.
Ama son haftalarda o yüz ifadesi biraz değişmiş gibi. Çünkü sahada Fatih Tekke ile yakalanan uyum, takımın aldığı sonuçlarla birleşince kulübün havası da değişmeye başladı. Yönetim ile teknik heyet arasında yakalanan o denge bazen bir kulübün kaderini bile değiştirebilir.
Başkan Doğan’ın moralinin yükseldiğini görmek zor değil.
Hatta bu değişimin küçük ama güzel bir göstergesi de basketbol salonunda yaşandı. Bu sezon ilk kez bir maçı salondan takip etti. Tribünlerden kendisine ciddi bir sevgi gösterisi vardı. Ardından tüm ekibiyle birlikte Rizespor maçını takip etti. İlk dönemlerde yüzünden eksik olmayan o stres ve yorgunluk ifadesi ise sanki biraz geride kalmış gibiydi.
Ama gecenin en dikkat çekici sahnesi maç bittikten sonra yaşandı.
Herkes başkanın uçağa gitmesini beklerken bir anda sahaya doğru yöneldi. Tribünler boşalıyor, stat yavaş yavaş sakinleşiyordu. O sırada sahada küçük bir futbolcu dikkat çekiyordu. Topla oynuyor, denemeler yapıyor, hatta röveşata çalışıyordu.
Tribünde ve saha kenarında acaba hangi futbolcunun çocuğu diye konuşanlar oldu. Bu sefer ters köşeydi. Sahadaki o küçük futbolcu, Kuzey Doğan, yani Başkan Ertuğrul Doğan’ın oğluydu.
Bu da dünden kalan dikkat çekici anlar dan birisiydi.
BAŞKAN GENÇ UNUTMADI…
14 Mart Tıp Bayramı, Trabzon’da farklı etkinliklerle kutlandı. Gün boyunca şehirde hem sağlık camiasına yönelik ziyaretler hem de sosyal medya paylaşımları dikkat çekti. Siyasilerden bazıları hastaneleri ziyaret ederek doktor ve sağlık çalışanlarının gününü kutladı, bazıları ise birlikte çalıştıkları hekim dostlarıyla fotoğraflar paylaşarak mesaj verdi. Ancak günün dikkat çeken kutlamalarından biri de Akçaabat’ta gerçekleşti. AK Parti Trabzon İl Başkanı Dr. Sezgin Mumcu, Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç tarafından unutulmadı.
Akçaabat’ta düzenlenen iftar programında, Mumcu’nun doktor kimliği sebebiyle 14 Mart Tıp Bayramı dolayısıyla sürpriz bir pasta kesildi. İftar programında gerçekleşen bu jest, salondaki davetlilerin de ilgisini çekti. Programın akışı içinde yapılan bu kutlama, günün en dikkat çeken anlarından biri oldu. Bir başka açıdan bakıldığında ise bu görüntü, AK Parti Trabzon teşkilatındaki uyum mesajı olarak da değerlendirildi. Zira son dönemde şehirde yapılan programlarda il başkanlığı ile büyükşehir belediyesi yönetiminin birlikte hareket ettiğini gösteren kareler dikkat çekiyor.
Akçaabat’taki iftar programında kesilen pasta da belki küçük bir detaydı ama siyasi camiada konuşulan bir an olarak hafızalara geçti. Çünkü bazen siyasette mesajlar uzun konuşmalarla değil, küçük jestlerle verilir. Bu da onlardan biri oldu.
TRABZON’DAN SARAÇHANE’YE ÇIKARMA…
CHP’nin 18 Mart’ta İstanbul Saraçhane’de düzenleyeceği miting için Trabzon’dan da geniş bir katılım hazırlanıyor. Bilindiği üzere İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, 19 Mart 2025’te gözaltına alınmıştı. CHP yönetimi ise bu sürecin yıl dönümünde Saraçhane’de geniş katılımlı bir miting düzenleme kararı aldı.
Trabzon örgütü de bu mitingde yerini alacak. CHP Trabzon İl Başkanı Mustafa Bak’ın 18 Mart’ta Saraçhane’de olması bekleniyor. Ancak Bak’ın İstanbul’a yalnız gitmeyeceği de gelen bilgiler arasında. Edinilen bilgilere göre Trabzon’dan ilçe başkanları, il başkan yardımcıları ve çok sayıda örgüt yöneticisi de mitinge katılmak için hazırlık yapıyor. Parti teşkilatlarının İstanbul’a toplu şekilde gitmesi için organizasyon üzerinde çalışıldığı belirtiliyor.
Kısacası, Saraçhane’de yapılacak mitingde Trabzon örgütünün de kalabalık bir şekilde yer alacağı şimdiden konuşulmaya başlandı. Trabzon’dan çıkacak bu katılımın CHP teşkilatı açısından “güç gösterisi” niteliği taşıyacağı aşikar…
HER İLÇE SIRAYLA İSTANBUL'A GİDECEK
Trabzon siyasetinde son günlerde dikkat çeken gelişmelerden biri de İBB davası etrafında yaşanıyor.
Trabzonlu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da tutuklu bulunduğu davanın bildiğiniz gibi duruşmaları devam ediyor. Sürecin kısa sürede sonuçlanması beklenmiyor. Hatta kulislerde konuşulanlara göre ara kararın ancak Nisan ayı sonunda verilmesi öngörülüyor. Yani anlayacağınız dava daha uzun bir maraton gibi görünüyor. Bu noktada CHP Trabzon İl Teşkilatı da süreci yakından takip ediyor.
Hatırlarsınız… Davanın ilk gününde Trabzon’dan belediye başkanları, ilçe başkanları, il yöneticileri ve eski yöneticilerin de bulunduğu kalabalık bir heyet İstanbul’a gitmişti. İşte o ziyaretin ardından Trabzon teşkilatında farklı bir yöntem geliştirildi. Adeta bir “mahkeme nöbeti” sistemi…
Nasıl işleyecek? Öğrendiğimiz kadarıyla Trabzon’daki ilçeler sırayla İstanbul’a gidecek. Her ilçe kendi imkânlarıyla bir hafta boyunca davayı yerinde takip edecek. Süre dolunca ise nöbeti başka bir ilçe devralacak. Böylece Trabzon’dan bir ekip sürekli mahkeme salonunda bulunacak.
Elbette bu hassasiyetin temel nedeni de açık. Ekrem İmamoğlu’nun memleketinin Trabzon olması…
Bir detay daha var… Edindiğimiz bilgilere göre İstanbul’a gidecek isimler tüm masraflarını da kendileri karşılayacak. Yani bu süreç için partinin ayrı bir bütçesi kullanılmıyor. Kısacası… Trabzon teşkilatı, İBB davasını sadece uzaktan takip etmekle yetinmeyecek gibi görünüyor. İstanbul’da, mahkeme salonunda, nöbet usulü takip…
KİRALAMAK İÇİN TORPİL ARANIRDI, AMA ŞİMDİ…
Trabzon’da şehir hafızasını kurcalayan konulardan biri de alt geçitler meselesi… Özellikle 90’lı ve 2000’li yılların başında bu alt geçitler sadece yaya geçidi değildi. Aynı zamanda küçük birer alışveriş alanıydı.
Bu işin ilk örneklerinden biri de Çömlekçi Alt Geçidi… Hatta birçok kişi hatırlar; o dönem dükkan kiralamak için araya hatırlı isimler sokulurdu. Çünkü alt geçitte dükkan sahibi olmak ciddi bir ticaret fırsatı olarak görülürdü.
Sonrasında Moloz’da da benzer bir uygulama yapılmıştı. Alt geçitler sadece geçiş noktası değil, küçük birer ticaret merkezi gibi düşünülmüştü. Ama şehirler değişiyor… Trabzon da değişti. Çömlekçi’de Rus Pazarı (bugünkü adıyla Avrasya Pazarı) taşındı. Ardından oteller yıkıldı. Bölge büyük bir dönüşüm sürecine girdi ve neredeyse tamamen şantiye alanına dönüştü. Böyle olunca Çömlekçi Alt Geçidi de eski işlevini kaybetti. Moloz tarafında ise değişim daha sert oldu. Önce Luna Park kaldırıldı. Sonra Adnan Kahveci Parkı yıkıldı.
Ardından dolgu çalışmaları yapıldı, sahil yolu geçti. En son da Moloz Kavşağı geldi. Balıkçıların da kaldırılmasıyla birlikte bölge baştan aşağı değişti. Bugün geldiğimiz noktada Moloz’daki o alt geçitlerden eser yok… Belki bir çok kişi de unutmuştur. Acaba neredeydi diye biraz hafızalarınızı yoklamanızda fayda var… Çömlekçi Alt Geçidi ise hâlâ duruyor… Ama ne halde? İçeri girdiğinizde kokudan durmak zor. Her yağmurda su basıyor. Vatandaş karşıya geçmek için mecburen kullanıyor ama çoğu kişi burnunu kapatarak ya da paçalarını sıvayarak geçmek zorunda… İşin ironik tarafı da şu: Bir zamanlar dükkan tutmak için torpil aranan yerler, bugün kimsenin uğramak istemediği alanlara dönüşmüş durumda. Şehir değişiyor… Ve ama öyle uzan zaman değil, kısa sürede değişiyor