Sevgili okuyucular, bu hafta gelin üç puan alınan maçı farklı şekillerde konuşalım. Oyundan kopulduğu, her şeyin bittiği, “tüh be iki puan daha kaybettik şampiyonluk yarışında” dediğimiz anlarda yine bireysel kalite sahne aldı. Bu hamivari ekstra gol sadece puan hanesine üç puan daha yazdırmadı. İkinci yarı için küllenecek ateşi alevlendirmiş oldu dersem haksızlık etmiş sayılmam. Ancak bu galibiyet takımın eksiklerini örtmez, örtmemeli!

Başta dedik ya, galibiyete rağmen farklı şeyler konuşalım. Bakın Trabzonspor ilk yarı yüzde 61 pas oranı ile oynadı. İyiydik dense de ben katılamıyorum; iyi denilen takım ev sahibi ekibi rahatsız edici üç beş adam akıllı atak yapmayı bırakın, rakibin temaslı oyununa dahi cevap vermekte zorlandılar. Oyun derseniz, bırakın bölüm bölüm oyunu 90 dakikaya yaymayı, yana geriye pas yapmakla yetindiler.

Geçen naçizane yazdığımı tekrar etmeyi lüzum hissediyorum. Zubkov iyi bir kumaş, ürettiği pozisyonlardan atacağı ortaları kendi isteğine göre değil de takımın isteğine göre kullanırsa takıma her maç iki, üç gol birden attırır düşüncesindeyim. Bir ikincisi de dün hariç atılan ortalar tek hat Zubkov üzerinden atılmaya devam ediyor kader miş gibi!

Takımın yeni stoperi oldukça kademe hataları yaptı dün akşam! İlk maçıdır, olur deyip ahkâm kesmek doğru olmaz; bekleyelim, görelim!

Şimdi gelelim sadede; sağır sultan da duydu ki Trabzonspor Onuachu’suz olmuyor. Olmalı ama olmuyor işte! Bu bir realite, kabul edersiniz etmezsiniz! İki, üç transferle birlikte Onuachu da geliyor. Yorum sizlerin.

Sözün özü, galibiyet'ten sonra Fatih Tekke hoca “bu bize Allah’ın lütfu oldu” demiş! Çok doğru be Fatih Tekke hoca; bu lütuf bugün bize olduğu gibi yarın da başka takımlara olur, unutmamak lazım!