Şeyh Edebali, Osman Bey’i yanına çağırır ve bir beylikten devlete giden yolun, kılıçtan önce ahlakla döşenmesi gerektiğini hatırlatan, yetki kullanan herkese ders niteliğindeki o sözleri söyler:

“Ey Oğul!..

Beysin, bundan sonra öfke bize, uysallık sana.

Suçlamak bize, katlanmak sana.

Hata bize, hoşgörü sana.

Geçimsizlik bize, adalet sana.”

Bu sözler bir masal anlatısı değil, yönetenlere bırakılmış açık bir kılavuzdur.

Zira iktidar denilen güç insanı büyütmez, yalnızca ne olduğunu, neyin karşısında nasıl durduğunu ortaya çıkarır.

Nasihat burada tamamlanmaz.

Yani söz derinleşir, sorumluluk ağırlaşır.

Tam da bu noktada aşina olduğumuz “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” cümlesi, bugün hâlâ en zor uygulanan ölçüdür.

Nitekim bugün eleştirilere tahammül az…

Cümleler bitmeden niyetler okunuyor…

Ve daha vahimi, hiçbir hatanın bir sahibi yok.

Halbuki Edebali, yöneticiyi halkın arkasına değil, önüne koyar.

Yetki arttıkça sabrın, merhametin ve adaletin de artmasını ister.

Bakıyoruz bugün, makamlar yükseldikçe mesafeler açılıyor, yetkiler çoğaldıkça diller sertleşiyor.

İlke olmaktan çıkan adalet ise, artık duruma göre hatırlanan bir kavrama dönüşüyor.

Meramımız geçmişi süslemek ya da bugünü yermek değil; ecdadımızın ölçüsünü bugünlere taşıyacak bir vicdan muhasebesi yapmaktır.

Umarız bu ölçü hatırdan çıkarılmadan, dün doğru okunur, bugün de daha adil ve sağlıklı biçimde inşa edilir.

HESAP KİTAP DEĞİL, BİR DURUŞ MESELESİ

İçi boş, cafcaflı tabelalardan ziyade, bu şehirde duruşuyla anılan esnaflardan biridir Halil İbrahim Demirtaş.

Kazancı önemser, lakin insanı önceleyen çizgisinden asla sapmaz.

Bundan mütevellit, giyimden gıdaya, turizmden ticarete kadar faaliyet gösterdiği her alanda müşterisiyle yalnızca bir alışveriş ilişkisi kurmaz, gönül bağı kurar.

Çalışanını yük değil, emek ortağı olarak görür.

Hele ki ekonomik buhranı en sert şekilde hissettiğimiz bu dönemde, hesabını kendinden yana değil, müşterisinden ve çalışanından yana yapar.

Hal böyleyken gelelim Demirtaş’ın başına gelene…

Demirtaş, İstanbul’da faaliyet gösteren ve kamuoyunda “Yüksek hesap fişi” Tartışmalarıyla gündeme gelen bir işletmenin özür paylaşımına, tamamen esnaflık refleksiyle, destek içerikli bir yorumda bulundu.

Bunu yaparken ne yapılan yanlışı savundu.

Ne hatalı tutumu onayladı…

Ne de toplumsal hassasiyetlerle kavga eden tek bir cümle kurdu.

Buna rağmen sosyal medyanın o bilindik hoyratlığı devreye girdi.

Yorumu bağlamından koparıldı.

Amacına farklı niyet yüklendi.

Dahası, sanki yanlışa ortakmış gibi gösterilmeye çalışıldı.

Hatta milli ve manevi değerlere karşıymış gibi bir algı oluşturuldu.

Buna rağmen Halil İbrahim Demirtaş, çıktı; Sorumluluk bilinciyle kendisini yanlış anlayan ve kalbi kırılan herkesten içtenlikle özür diledi.

Şunun altını özellikle çizmek gerekiyor değerli okurlar.

Bir insanın yıllara yayılan duruşu, tek bir sosyal medya yorumu ile silinemez.

Halil İbrahim Demirtaş, manasından uzaklaştırılmaya çalışılan paylaşımlarla değil, yıllardır sergilediği esnaf ahlakı, insani duruşu ve gönül bağı kuran ticaret anlayışıyla anılmaya devam edecektir.

Ezcümle;

Halil İbrahim Demirtaş’ın kebaplarını yedirir ama hakkını kimseye yedirmeyiz!

★ ★ ★

Yazmak iyi gelir.

Bana;

[email protected]adresinden ulaşabilirsiniz.