Vatansız Kalmış Vatandaşlar ve Türkiye Vatandaşı Olmak

Türklerin gücüne güç katan, Osmanlı'nın cihan imparatoru olmasını sağlayan, dahası bu toprakları bizlere vatan yapan ecdadımızın bizleri gururlandıran özellikleri bellidir;

 -Din, dil, ırk gözetmeksizin insanına hizmet etmek.

-Mazlumun yanında; zalimin karşısında yer almak.

-Savaş şartlarında dahi, çocuklara ve kadınlara merhamet etmek.

-Yere düşene tekme atmamak.

-Kapıya gelene yüz çevirmemek.

-Yaşadığı topraklar uğruna canını feda etmek.

-Halden anlamak, vesaire, vesaire

 *

Bugüne kadar milletçe bu ve benzeri meziyetlerden asla uzak kalmadığımız kanaatindeyim.

*

Dünyanın hangi coğrafyasında olursa olsun, gücümüz elverdiğince mazlumların her zaman yanlarında yer aldık.

Öksüz ve yetimlerin başını okşadık, dertlerine derman olmaya çalıştık.

 

En zengin ülkeler arasında bulunamasak da, bütün bu yardımları onların gözleri önünde gerçekleştirdik.

Globalleşen sömürü düzenini yıkmak için örnek olduk, yaptıklarımız duyarsız kalan âleme ibret olsun dedik.

Özetle; “Benim vatanım yerle bir olsun, canımız feda olsun ama başkasının eline geçmesin” diyen ancak, bahse konu bu sömürü düzenin arasında ezilen bütün vatan sevdalılarının yanında olduk.

Zannedersem; Kerkük’te Türkmenler, Kafkaslarda Ahıska Türkleri, Doğu Türkistan’da soydaşlarımız, Çeçenya’da Çeçenler, umutları yerle yeksan olan Filistinliler ortak tarihimizden verilebileceğimiz en iyi örneklerdir.

Bütün bu insanlara çoluk çocuk demeden zulmedildi.

Yine de uğrunda ölmeyi göze aldıkları toprakları bırakıp kaçmadılar.

Kapımız onlara açıktı…

İsteseler gelebilirlerdi.

Gelmediler.

Biz gittik.

Gidemediklerimize tırlar dolusu yardımların yanında, doktor, öğretmen gönderdik.

Yaralarını sarmaya çalıştık.

Yılmadılar.

Gelecek nesilleri için savaşmayı tercih ettiler.

En sonunda…

Sağ kalanı vatandaşı olmak için toprak, öleni ise Cenneti kazandı...

+ + +

SURİYELİ SIĞINMACILAR

Yazımıza başlarken, kapımıza dayanan düşkünleri geri çevirmememiz gerektiğinden de söz etmiştik.

Yine ibret olsun, hiç kimseyi çevirmiyoruz…

*

Dünyanın kabullenmek istemediği ve 21. Yüzyılın en büyük trajedisi olan Suriyeli mülteciler bu duruma verilebilecek en iyi örnektir.

*

Hak verirsiniz ki Türkiye, Suriye’de iç savaşın başladığı 2011 yılından beri Suriyeli sığınmacıları ağırlamakta.

Beş yıldır buradalar.

Kadını-erkeği, yaşlısı-genci demeden 3 milyonu aşkın bir sayıyı bu topraklarda misafir ediyoruz.

Yadırgamadan, sorgulamadan…

*

Millet olarak, onların barınma ihtiyaçlarından tutun, yiyecek-içecek, sağlık harcamaları, eğitim giderlerine kadar sayısız eksiklerini karşılamaya çalışıyoruz.

Elhamdülillah.

Milletçe şükür üzere yaşadığımızdandır, açlık nedir bilmiyoruz.

Dolayısıyla sofralarımızdan bereket, ekmeğimizden de parça eksilmiyor.

*

Lakin!

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Kilis’te, Suriyeli sığınmacılara vatandaşlık hakkı verme yönünde yaptığı açıklama olayın seyrini değiştiriyor.

Zira, mevzu çok önemli.

Onun için dengeler bir anda alt üst.

Öyle ki, bu topraklarda yıllardır misafir olarak kabul edilen ve değer gören insanlar için sosyal medyada linç etme kampanyaları başladı.

Olay, “Suriyelileri istemiyoruz” cümleleriyle neredeyse faşizme dayandı.

Belli ki, aylardır terör belasıyla boğuşan Türkiye gündemi böylesine hassas bir konuyu kaldıramadı.

*

Bu arada.

Konuya şöyle bir parantez açmak isterim.

Muhalif partilerin konuyu kullanılacak oy potansiyeli ile ilişkilendirmesini büyük bir gaflet olarak değerlendiriyorum.

*

Misafirin başımızın üstünde yeri var.

Lakin vatan toprağının mültecilerin kaderine terk edilemeyecek kadar kutsal olduğu inancındayım.

*

Bizi Türk Milleti, toprağımızı da Türk Vatanı yapan değerlerden az buçuk bahsettik.

Daha ne diyelim!

{ "vars": { "account": "UA-28164355-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } } { "vars": { "account": "G-DQTZ4JSXP4" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }