Sağlık sisteminin yalnızca hastane ve doktorlardan ibaret olmadığını vurgulayan TTSO Meclis Üyesi Özgür Kolamuç, medikal sektörün sağlık sisteminin görünmeyen ancak stratejik parçalarından biri olduğunu söyledi. Kolamuç, “Sağlık sistemi denildiğinde ilk olarak hastaneler ve doktorları görüyoruz. Ancak sistemin çok güzel akması ve ilerlemesi noktasında görünmeyen sektörün stratejik parçalarını oluşturan medikal ve sağlık sistemi paydaşları vardır. Hastaneler ve doktorlar kadar, bu sistemin sağlıklı ve işlevsel yürüyebilmesi için görünmeyen paydaşlarımızın da çok önemli olduğunu ifade etmek istiyorum.”
“DÜNYA ARTIK YAPAY ZEKÂ VE DİJİTAL SAĞLIĞI YAŞIYOR”
Dünyada sağlık sektörünün artık çok farklı bir noktaya evrildiğini kaydeden Kolamuç, yapay zekâ, robotik cerrahi ve dijital sağlık sistemlerinin artık bir hedef değil, mevcut gerçeklik olduğunu ifade ederek, “Şu anda yapay zekâyı, robotik cerrahiyi, telesağlık dediğimiz dijital takip ve veri analizini artık hedeflemiyorlar, tam anlamıyla yaşıyorlar. Dünyanın sağlık sistemi noktasında geldiği seviye bu doğrultuda en yüksek noktaya ulaşmış durumda” dedi.
“TRABZON BÖLGESEL SAĞLIK ÜSSÜ OLABİLİR”
Türkiye’de son yıllarda önemli sağlık yatırımları yapıldığını belirten Kolamuç, özellikle şehir hastaneleri ve kamu yatırımlarının sağlık altyapısını güçlendirdiğini ancak küresel ölçekte rekabet edebilmek için yeni fırsatların değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Trabzon’un sağlık alanında stratejik bir konuma sahip olduğunu vurgulayan Kolamuç şöyle konuştu:
“Trabzon, bölgemizi besleyecek sağlık sisteminde önemli bir üs olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. Hem stratejik konumu hem gelişmiş personel yapısı hem de hastaneleriyle; Gürcistan’ı, Azerbaycan’ı ve Özbekistan’ı da kapsayan geniş bir bölgeye destek olabilecek bir sağlık üssü olabileceğine inanıyorum. Doğru planlamayla Trabzon bölgesel bir sağlık üssü olabilir.”
“PANDEMİ BİZE MEDİKAL SEKTÖRÜN ÖNEMİNİ GÖSTERDİ”
Medikal sektörün yalnızca ürün satan bir yapı olmadığını ifade eden TTSO Meclis Üyesi Özgür Kolamuç, üretimden Ar-Ge’ye, tedarik zincirinden saha hizmetlerine kadar büyük bir ekosistem bulunduğunu söyledi. Pandemi ve deprem süreçlerinde yaşanan tedarik sorunlarını hatırlatan Kolamuç, “Bu işlevsel yapı kesintiye uğradığında ne kadar büyük zorluklar yaşandığını hep birlikte gördük. Medikal sektörün ve sağlık sisteminin görünmeyen faydalılığı hayatımızdaki şah damarları kadar önemlidir” dedi.
“SEKTÖRÜMÜZÜN EN TEMEL PROBLEMİ FİNANSAL YÜK”
Sektörün karşı karşıya olduğu en önemli sorunlara değinen Kolamuç, ilk sırada finansal yüklerin geldiğini belirterek, “Zamanında ödenmeyen faturalarımız, sağlık uygulama tebliğinde belirlenen fiyatların maliyetlerin altında kalması ve işletmelerimizin enerji gibi güncel giderleri sektörümüzü ciddi şekilde zorluyor. Özellikle kamu ve üniversite hastanelerindeki uzun ödeme vadeleri dikkat çekici hale geldi. Üniversite hastanelerinde ödeme süreleri 15-16 aya kadar uzadı. Bir medikal firma 15 ay, 18 ay hatta 24 ay sonra tahsil edeceği bir ürünü hangi maliyet hesabıyla satabilir? Bu süreç KOBİ’lerimizin ekonomik anlamda ciddi daralma yaşamasına neden oluyor. Bu sadece bizim değil, hastanelerin bütçesini de zorlayan bir sistemdir” diye konuştu.
“DENETİMSİZ İNTERNET SATIŞLARI HALK SAĞLIĞINI TEHDİT EDİYOR”
Sektörün ikinci temel probleminin regülasyon eksikliği olduğunu ifade eden Kolamuç, denetimsiz internet satışlarının hem kayıtlı sektöre haksız rekabet oluşturduğunu hem de halk sağlığını tehdit ettiğini vurgulayarak, “Medikal ürünler standart ürünler değildir. Bu ürünlerin satışı için eğitimli personel, teknik servis, saha desteği ve bakanlık denetimi gerekir. Ancak internet ortamında hiçbir denetime tabi olmayan satışlarla rekabet etmemiz bekleniyor. Bu mesele sadece ticari rekabet değil, doğrudan halk sağlığı meselesidir” dedi.
“YERLİ ÜRETİM SÖYLEMLE DEĞİL, POLİTİKAYLA DESTEKLENMELİ”
İthalata karşı olmadıklarını ancak yerli üretimin gerçek anlamda desteklenmesi gerektiğini vurgulayan Kolamuç, özellikle Çin merkezli ürünlerle rekabetin mevcut maliyetlerle mümkün olmadığını belirterek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Yerli üreticimizin ham maddesi, yarı mamulü ve enerji giderleri ciddi maliyet oluşturuyor. Yerli üretim demekle olmaz. Vergi politikalarıyla, teşviklerle ve maliyet dengesini sağlayacak düzenlemelerle üreticiyi desteklemek gerekiyor. Sektör birçok bakanlıkla aynı anda muhatap oluyor. Bu da ciddi bürokratik engeller oluşturuyor. Biz sadece Sağlık Bakanlığı’yla değil, Çevre Bakanlığı’yla, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’yla ve farklı kurumlarla sürekli temas halindeyiz. Denetime karşı değiliz ama sektörün tek merkezden yönetilen bir yapıya kavuşması gerektiğine inanıyoruz. Kurulacak yapı yalnızca denetim değil; eğitim, Ar-Ge, ihracat ve istihdamı da kapsayan geniş bir koordinasyon merkezi olmalıdır.”
“KAMU ALIMLARINDA YERLİ ÜRETİCİ DESTEKLENMELİ”
Şehir hastaneleri ve DMO süreçlerine de değinen Kolamuç, kamu alımlarının yalnızca malzeme tedariği olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayarak, “Kamu alımlarında yerli üreticilerin önünün açılması gerekiyor. Medikal sektör gelecekte stratejik güvenlik alanlarından biri haline gelecek. Sürdürülebilir büyüme ancak inovasyon ekosistemiyle mümkün olur. Bu anlamda üniversite-sanayi-kamu iş birliği önemlidir. Üniversitelerin sektöre uygun insan kaynağı yetiştirmesi gerekiyor. Ar-Ge’nin ticari ürüne dönüşmesi lazım. Üniversite, sanayi ve kamu aynı hedefe bakmadıkça başarı mümkün değildir” dedi.
“TÜRKİYE MEDİKAL İHRACATTA ÖZEL YAPILANMAYA GİTMELİ”
Türkiye’nin medikal sektörde yalnızca iç pazara hizmet eden bir yapı olmaması gerektiğini söyleyen Kolamuç, ihracata yönelik özel bir yapılanma önerisinde bulunarak şunları söyledi:
“Tıbbi cihaz ihracatı çok özel normlar gerektiriyor. MDR ve FDA süreçleri gibi ciddi standartlar var. Bu nedenle medikal sektör için özel bir ihracat yapılanması oluşturulması gerektiğini düşünüyorum. Ayrıca serbest bölgelerde yeni ticari anlaşmalar yapılması önemlidir. Türkiye lojistik gücü ve insan kaynağıyla küresel rekabette önemli bir noktaya ulaşabilir.”
“KENDİ ÜRÜNÜMÜZE ÖNCE KENDİMİZ GÜVENMELİYİZ”
Yerli ürün kullanımının önemine de değinen TTSO Meclis Üyesi Özgür Kolamuç, sağlık profesyonellerinin yerli üretime daha fazla destek vermesi gerektiğini ifade ederek şunları söyledi:
“Bizim kendi malımıza kendimizin sahip çıkması gerekiyor. Yerli ürünlerin doktorlarımız tarafından denenmesi ve kullanılması lazım. Hata yapılacaksa da bu süreçlerle gelişilecek. Çin bugün üretimde lider olduysa bunu defalarca deneyerek ve geliştirerek başardı.”
“YAPAY ZEKÂ DESTEKLİ SAĞLIK SİSTEMİNE GEÇMEK ZORUNDAYIZ”
Sağlık teknolojilerindeki dönüşüme dikkat çeken Kolamuç, yapay zekâ destekli sistemlerin artık sağlık sektörünün merkezinde olduğunu da belirterek, “Bugün bazı ülkelerde yapay zekâ altyapısıyla kişinin kanser olma ihtimali bile analiz ediliyor. Dijital sağlık çok farklı bir noktaya geldi. Uyku cihazından gelen veri aynı anda sağlık sistemine, ödeme sistemine ve doktora ulaşıyor. Yazılım altyapılarının büyük kısmının yabancı kaynaklı olmasını bir risk olarak görüyoruz. Bu anlamda üniversitelerde biyomedikal mühendisliği, yazılım ve yapay zekâ çalışmalarına daha fazla önem verilmesi gerekiyor. Biz sadece üretmekle dünyada rekabet edemeyiz. Yapay zekâyı, dijital sağlığı ve veri yönetimini üretimin içine koymak zorundayız” dedi.
“SAĞLIKTA GÜÇLÜ OLMAK İSTEYEN ÜLKELER YERLİ ÜRETİMİ DESTEKLEMEK ZORUNDA”
Güçlü bir sağlık sisteminin ancak yerli üretim ve sürdürülebilir finansmanla mümkün olacağını vurgulayan Kolamuç, sözlerini şöyle tamamladı:
“Sağlıkta güçlü olmak isteyen ülkeler medikal sektörünü desteklemek, sürdürülebilir finansmanı sağlamak ve gerçek anlamda yerli üretimi desteklemek zorundadır. Türkiye sağlıkta harcadığı kaynakları kendi üretimiyle ülke içinde tutabilecek güce sahiptir. Doğru destek mekanizmalarıyla Türkiye’nin medikal sektörde küresel bir güç olacağına inanıyorum.”







