Trabzonspor basketbol takımı, son iki aylık performansıyla adeta parmak ısırtıyor. Sahada ortaya konulan oyun, alınan sonuçlar ve takımın gösterdiği direnç, “Bu iş nereye gidiyor?” sorusunu değil, “Bu iş nereye kadar gider?” sorusunu gündeme getiriyor.
Ortaya çıkan tablo, geçtiğimiz sezonla büyük benzerlik taşıyor. Alt ligden çıkan, yeni kurulan ve sezonun ilk bölümünde sendeleyen takım, daha sonra gösterdiği güçlü reaksiyonla önünde kimsenin duramadığı bir yapıya dönüşmüş ve sezonu şampiyonlukla tamamlamıştı.
Bu sezon da benzer bir hikâye yazılıyor. Süper Lig temposuna uyum sağlamaya çalışan ve ligin en dar bütçelerinden biriyle yola çıkan Trabzonspor, ilk haftalardaki dalgalanmanın ardından ciddi bir ivme yakaladı. Bordo-mavililer ligde 6’da 6 yaparak güçlü rakiplerini birer birer mağlup etti. Fenerbahçe ve Galatasaray karşısında alınan galibiyetlerin ardından Mersin deplasmanında sergilenen oyun, bu çıkışın tesadüf olmadığını net biçimde ortaya koydu.
Bu süreç sadece bir galibiyet serisi değil, aynı zamanda güçlü bir mesaj olarak değerlendiriliyor: “Ben buradayım ve kalıcıyım.”
Şimdi Trabzonspor’un önünde kritik bir 4 haftalık periyot bulunuyor. Bu süreçte 4 galibiyet daha alınması ve sezonun ilk 10 içerisinde tamamlanması halinde, Avrupa organizasyonlarından davet alma ihtimali doğacak. EuroCup ya da Basketbol Şampiyonlar Ligi seçenekleri gündeme gelebilir.
Bir yıl önce alt ligde mücadele eden bir takımın, bir yıl sonra Avrupa masasına oturma ihtimali yakalaması, sadece sportif değil; aynı zamanda organizasyonel bir başarı olarak görülüyor. Teknik ekipten yönetime, oyunculardan kulüp emekçilerine kadar bu tabloyu ortaya koyan herkesin katkısı dikkat çekiyor.
Ancak bu noktada önemli bir eksiklik de öne çıkıyor: Kulübün hâlâ isim sponsoru bulunmuyor. Bu seviyeye gelmiş ve Avrupa kapısına dayanmış bir yapının ana sponsor bulamaması, şehir ve iş dünyası açısından önemli bir soru işareti olarak değerlendiriliyor.
Uzmanlar, bu konunun görmezden gelinmemesi gerektiğine dikkat çekiyor. Çünkü bu başarı hikâyesi yalnızca sahada yazılmıyor; şehirde, iş dünyasında ve yönetim reflekslerinde de karşılığını bulmak zorunda.