Trabzon’da 27 Ocak 2026 tarihinde saat 23.15 sularında meydana gelen 3.8 büyüklüğündeki deprem, bölgede kısa süreli panik yarattı. TMMOB Jeofizik Mühendisleri Odası Trabzon Şubesi Başkanı Prof. Dr. Hakan Karslı, depremin düşük enerjili olmasına rağmen özellikle yüksek katlı binalarda şiddetli hissedildiğini ifade etti. Karslı, Trabzon'un sismik yapısının sanılanın aksine deniz içi aktif faylarla çevrili olduğuna da dikkat çekti.

DEPREMİN ŞİDDETİ NEDEN FARKLI HİSSEDİLDİ!

Prof. Dr. Karslı, aynı depremin farklı binalarda farklı seviyelerde hissedilmesinin temel nedeninin zemin yapısı ve bina yüksekliği olduğunu belirtti. Trabzon’daki yapılaşmanın büyük bir kısmının kalın alüvyonal araziler, sahil dolguları ve yumuşak tortul kayalar üzerinde yükseldiğini vurgulayan Karslı, bu zeminlerin sarsıntı etkisini büyüttüğünü ifade etti. Özellikle 10 kat ve üzeri binalarda deprem dalgalarının çok daha belirgin hissedildiği kaydedildi.

Depremin Trabzon il genelinde ve yakın çevrede hissedildiğini hatırlatan Prof. Dr. Karslı, “Her ne kadar bu deprem, büyüklüğü açısından oldukça düşük enerjili bir deprem olsa da, vatandaşların kısa süreli bir panik yaşamasına neden olmuştur. Bu büyüklükte bir deprem, binalarda ve özellikle üst katlarda yaşayanlar tarafından daha fazla hissedilir. Buna karşılık, birçok insan sarsıntının deprem olduğunu fark edemez. Basına yansıdığı ve insanların sosyal medya paylaşımlarından depremin hissedilme durumu depremin genel olarak etkisini de yansıtmaktadır. Çok seyrek olsa da, bu tür depremler olunca hemen akla gelen sorulardan bazıları; depremler neden oluyor, acaba daha büyüğü olur mu, olursa güvende miyiz, depremi neden çok hissettim, vb. sıralanabilir” dedi.

623857831 1203620935303597 6050686717802797120 N

KARADENİZ FAYI İLE İLİNTİLİ DEĞİL…

Bu soralara yanıt veren Karslı, “Ülkemizin sismik ve tektonik yapısı dikkate alındığında, Karadeniz ve çevresi, düşük depremselliğe sahip bir bölge olarak tanımlanmakta olup, en önemli depremsellik Karadeniz Fayı (KF) ile ilintili değil, Kuzey Anadolu Fay Zonu (KAFZ) ile ilişkili olarak değerlendirilmektedir ve bölgede genellikle bir kuzey-güney sıkışma tektoniğinin oldukça belirgin olduğu kuzeydoğu kıyıda bindirme mekanizmasına sahip depremler oluşmaktadır” diye konuştu.

Ardından haritalı anlatım yapan Prof. Dr. Karslı, sonrasında bölgede meydana gelen depremlerden de örnekler verdi.
Karslı, “Trabzon ve yakın civarında depremlerin varlığı, fay sisteminin hareket hızlarının çok düşük olmasına karşılık aktif olduklarının açık delilidir” dedi.

Ekran Resmi 2026 01 29 13.09.07
KARADENİZ'DE PETROL ARARKEN FAY KEŞFEDİLDİ…

Trabzon ilini tehdit eden fay sistemlerini de sıralayan Prof. Dr. Karslı, "Karadeniz Bölgesi ve Trabzon ilini tehdit eden fay sistemleri (Eyüboğlu vd. 2011’den düzenlenmiştir). Rize, Trabzon ve Ordu fayları Karadeniz’de petrol arama amaçlı gerçekleştirilen derin sismik araştırmalar sonucunda tespit edilmiştir” dedi.

27 Ocak 2027 tarihinde meydana gelen depremin hissedilmesi ile ilgili olarak ise Prof. Dr. Karslı, “Özellikle binalarınız bulunduğu yeraltı geometrik yapısı, fiziksel özellikleri-dayanımları ve binaların kat yükseklikleri insanların aynı depremi hissetme seviyelerini farklılaştırır.

Genellikle yumuşak ve kalın zemin tabakaları üzerindeki binalarda yaşayanlar, sert ve kaya ortamlardaki binalarda yaşayanlara göre depremin sarsıntı etkisini daha şiddetli hissederler.

Küçük depremler sismik aktivitenin önemli göstericileridir, fay sitemin karakterini anlamada çok değerli bilgiler sağlarlar, fay zonları boyunca gerilme enerjisinin birikmesine neden olabilirler ve zamanla yapılarda yorgunluk oluşturabilirler. Bu nedenle bu depremlerin fiziksel süreçlerinin tam olarak anlaşılabilmesi için dikkatlice izlenmelidirler ve detaylı jeofizik çalışmalarla yeni veriler ışığında değerlendirilmelidir” ifadelerini kullandı.

Pof. Karslı

Prof. Dr. Karslı, “Şekil 4. 27.01.2026 Saat 23.15, ML=3.8 depreminin Trabzon-Ortahisar 6101 nolu kuvvetli yer hareketi istasyonundaki kaydı (doğu-batı bileşeni). En büyük ivme değeri 18 cm/s2 (0.018 g) olarak ölçülmüş (üstteki grafik), depremin etkin süresi ve sarsıntı şiddet değerleri ise oldukça düşüktür.

Trabzon ilimiz açısından bu duruma bakıldığında, güncel yapılaşmaların çoğunluğunun kalın alüvyonal araziler, kalın yamaç molozları, kalın toprak kütleleri, yumuşak tortul kayalar, sahil dolguları üzerinde ve yüksek katlı (çoğunluğu 10 ve üzeri) inşa edilmiş olması depremin sarsıntı etkisinin oldukça fazla hissedilmesi ile doğrudan ilişkilidir.

Dolayısıyla, yapılaşma öncesi zemin özelliklerinin ve dinamik davranışlarının, yani deprem-yer-yapı ilişkisinin tam ve doğru bir şekilde belirlenmiş olması hayatidir. Bu çerçevede birkaç hususu kamuoyunun dikkatine sunmak isteriz.

1. Günümüzde her ne kadar zemin etütleri, yasa ve yönetmelikler (Bina Deprem Yönetmeliği, Planlı Alanlar Yönetmeliği, Zemin ve Temel Etütleri Yönergesi, vb.) kapsamında zorunlu olarak yapılmaktadır, ancak ne yazık ki bu raporların, karar alma süreçlerinde henüz daha belirleyici olarak değerlendirilmiyor olmaları önemli eksiklik olarak görmekteyiz. Jeofizik Mühendisi yüksek teknolojik ekipmanlar ile araziden ilgili problemin çözümüne yönelik verileri toplar, analiz eder ve yorumlar.

Bu süreç, ölçüm yapılan yere ait elde edilen fiziksel parametrelerin, problemin çözümüne yönelik olarak ne anlama geldiğinin açıklanmasını içerir. Böylece, Jeofizik Mühendisi sadece “Veri Raporu” hazırlamakla kısıtlanamaz, aynı zamanda bu verileri yorumlayarak ne anlama geldiğini de raporlama yetkinliğine sahiptir. Dolayısıyla, Türkiye Bina ve Deprem Yönetmeliği’nde (TBDY) talep edilen Veri Raporu ve Geoteknik Raporun “Yer İnceleme Raporu” adı altında birleştirilerek bütüncül bir rapor halinde hazırlanması son derece yerinde olacaktır. Bu yönetmelikte sorumluluk atfedilen tüm mühendisleri (Jeofizik, Jeoloji ve İnşaat) hem ortak sorumluluk almaya hem de ortak çözüm üretmeye yönlendirecektir

DENİZ DOLGULARINDA ÖNEMLİ YATIRIMLAR…

2. İlimizde olduğu gibi Karadeniz’e sahili olan ve sorumluluk alanımızdaki illerin hemen hepsinde deniz dolguları ile yeni ve önemli yatırımlar yapılmıştır, bazıları devam etmektedir ve yenilerinin planlamaları yapılmaktadır. Tüm bu dolgu sahalarının deprem tehlike ve risk hesaplamaları sadece KAFZ’ye göre değil, deniz içi faylara göre de mutlaka revize edilmesi gerekliliğini vurgulamak isteriz.

Bu kapsamda, risk hesaplamaları olabilecek en büyük tehlike seviyesine göre yapılması ve gerekli önlemlerin alınması son derece önem arz etmektedir. Son deprem ilimize sadece ~30 km uzakta olmuştur!

Dolayısıyla, deniz içindeki fay sisteminde en azından 1968 Bartın’da olduğu gibi, magnitüdü 6.5’tan büyük olan bir depremin Şekil 1 ve 2’de belirtilen fay sisteminde meydana gelebileceği ve ilimizi ve yakın çevresini etkileyebileceği mutlaka ve her zaman göz önüne alınmalıdır. Unutmayalım, 1939 Erzincan depremi ilimize ~130 km uzakta olmasına rağmen o yıllara ait devlet arşiv bilgilerine ((Biber, 2019’un Karadeniz’de Depremler ve Yardımlar (1939-1944) adlı çalışması) göre ilimizde 6 vatandaşımızın hayatını kaybetmesine, onlarcasının yaralanmasına, birçok yapının yıkılmasına ve değişik seviyelerde hasar almasına neden olmuştur. O yıllarda nüfus ve yerleşimin bu kadar yoğun olmadığını unutmayalım!

3. İlgili Yapı Denetim yönetmeliğine göre, imar uygulamalarında sadece “Yapı Denetimi” yapılmaktadır. Bunun mutlaka “Yer ve Yapı Denetimi” olarak güncellenmesi gerekir, ya da mevcut yönetmelikte belirtilen hizmet alımı ile zemin etütlerinin denetimi işi, yapı denetim firmalarında doğrudan jeofizik mühendislerinin istihdamının sağlanması ile gerçekleştirilmelidir. Böylece, yer incelemelerinin (yaygın olarak zemin etütleri) bilimsel ilkelere ve yönetmeliklere uygun yapılıp yapılmadığı da hem yerinde hem de raporlar üzerinden denetlenmesi sağlanmalıdır.



4. İlgili yönetmeliklerde statik projeye esas kayma gerilmesi (ya da yanal kuvvetlere karşı direnç) ve ilişkili parametreleri (zemin büyütmesi, zemin hakim titreşim periyotu, sıvılaşma, vd.) hesaplamak için zorunlu bir parametre Vs30 değeri (kayma dalgası hızının yer yüzeyinden 30 m derinliğe kadar ortalama değeri) dinamik olarak Jeofizik Yöntemler ile belirlenmektedir. Bu değere göre, TBDY’de belirtilen ( NEHRP’den referans alınarak hazılranmıştır) zemin sınıfı tablosundan zemin sınıfı belirlenir. Mevcut tablodaki Vs30 aralıklarının oldukça geniş olması zemin sınıfını belirlemede yanılgılara ve/veya hatalı yorumlara neden olabilmektedir. Dolayısıyla, 2020 yılında NEHRP tarafından Vs30 değer aralıkları daraltılarak yayınlanan ve kaya ve zemin birimlerini kendi içinde sınıflayan yeni zemin sınıfı tablosunun yönetmeliklerde yer alması sağlanmalıdır.

5. Şubemizin sorumluluk alanında bulunan İllerin (Artvin, Rize, Giresun, Ordu, Gümüşhane, Bayburt) bir bütüncül sismik tehlike/risk haritaları, yapı/bina envanterleri yoktur. Bu haritaların ve envanterlerin bir an önce hazırlanması risk hesaplamaları ve illerin gelecek yatırım planlama karalarında yönlendirici olması açısından son derece önem arz etmektedir ve İl Risk Azaltma Planlaması (İRAP) kapsamında da yapılması istenilen eylemlerdir. Bu kapsamda Vs30 değerinin haritalanması son derece önemlidir. Çünkü, Vs30 değerinin düşük olduğu zeminlerde deprem dalgaları, daha uzun süre ve daha büyük genliklerle yayılır, dolayısıyla sarsıntı etkisi daha şiddetli hissedilir. Bununla birlikte, havza yapıları ve bu kapsamda ana kaya topoğrafyası da deprem dalgalarının belirli yönlere odaklanmasına ve genliklerinin artmasına neden olabilir. Bu nedenle planlamada sadece mikrobölgeleme değil, makrobölgeleme çalışmalarının da yönetmeliklere dahil edilmesi zorunlu hale gelmiştir.

6. Bahsi geçen işlemler için ilgili idareler tarafından özel bütçe ayrılmalı ve ilgili tüm kurum-kuruluşlarla tam işbirliği sağlanmalıdır. Bu kapsamda daha fazla Jeofizik Mühendisi’nin istihdamı sağlanmalıdır. Özellikle il ve ilçe belediyelerimizin birçoğunda Jeofizik Mühendisi olmaması önemli bir eksiklik olarak görülmektedir.

Sonuç olarak, bölgemizde ve ilimiz çevresinde çok sıklıkla olmasa da, meydana gelen bu büyüklükteki depremler bize deniz içi fay sistemlerinin aktif olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla, dirençli kent yapılanmamızı, yani zayıflıklarımızı gidermeyi, eksiklerimizi tamamlamayı ve güçlü yanlarımızı daha da geliştirmeyi hatırlatmaktadır.

Depremi değil, alınmayan önlemleri sorgulamanın, daha doğru olduğuna ve insanlara güvenli yaşam ortamı sağlayacağına inanıyoruz” dedi.