Üstelik yeni transferler asist katkısı vererek takıma doğrudan destek sundu. Bir takviye de son anda direkten döndü. Yani “Yönetim ne yaptı, Ertuğrul Doğan ne yaptı?” sorusunu soranların tabloya bütüncül bakması gerekiyor.

Elbette transfer dönemine dair eleştirilerin bir ana damarı var: Sol açık bölgesine net bir takviye yapılmaması. Özellikle Olaigbe’nin gönderilmesi sonrası bu bölgedeki beklenti daha da büyüdü. Eğer o ayrılık yaşanmasaydı, belki bugün yükselen sitemlerin tonu bu kadar sert olmayacaktı. Keza alternatif bazı oyuncuların kadroya dahil edilmemesi de bu tepkinin zeminini güçlendirdi. Tepkinin ana kaynağı burası.

Ancak şu gerçeği de göz ardı etmemek gerekiyor: Karşımızda, Fenerbahçe gibi tecrübe seviyesi yüksek bir ekip vardı. Bizim ise görece daha genç ve kırılgan bir kadromuz sahadaydı. Buna rağmen takım iyi mücadele etti, eksiklerine rağmen savaştı.

Bir başka başlık da tribünler… İşler iyi giderken destek olmak kolaydır. Fakat oyun sıkıştığında, takımı ateşleyecek, rakibin ritmini bozacak bir atmosfer bu kez yeterince oluşmadı. Büyük maçlar sadece sahada değil, tribünde de kazanılır.

Sonuç olarak bu geminin kaosa sürüklenmeden limana yanaşması gerekiyor. Hedef net: Avrupa bileti. Eleştiri olacak, tepki olacak. Ama terazinin dengesini bozmadan… Çünkü sezonun sonunda yazılacak hikâye, bugün kurulan cümlelerden daha belirleyici olacak