Rüzgar Şimdi Söylüyor O Yerlerde Bizim Eski Şarkımızı...

Gökyüzünün başka rengi de varmış!

Geç farkettim taşın sert olduğunu.

Su insanı boğar, ateş yakarmış!

Her doğan günün bir dert olduğunu,

İnsan bu yaşa gelince anlarmış.

Yaşlandıkça daha da çok duygusallaşıyor insan.

Geriye dönük bakın neler neler kaybettiğimizi ve neler kazandığımızı karşılaştırın.

Kaybettiklerimiz kazandıklarımızdan çoktur mutlaka.

Yaşlandıkça toprağa doğru eğiliyoruz. Hani derler ya toprak çekiyor beni diye!!!

Ne kadar da doğru bir söz.

Bundan sonrasında heveslerimiz ideallerimiz de yavaş yavaş tükenmek üzeredir.

Hatıralarımızla yaşıyoruz artık.

Bizim kuşak duygusal patlama yaşatan, göz yaşlarımızı sıcak gibi akıtan çok siyah beyaz Yeşilçam filmi seyretmiştir.

Hani çok genç yaşta, elinde tahta bavulla gurbete çalışmaya giden ve yıllarca görmediği oğlunu görmek için heyecanla tren garında kara treni bekleyen babanın hikayesini bilirsiniz.

Bizim insanın karakteristik özelliğidir. Çok duygusalız, dokunsanız ağlayacak bir yapımız vardır. Özellikle tren hikayelerini garlarda, Sirkeci'de, Haydarpaşa'nın merdivenlerinde baba ile oğlunun hasretle kavuşma sahnelerini çok seyretmişizdir.

İçimize işleyen tren garında hasret giderme aktivasyonu sahnelerini, o duygusal patlamayı ben de yaşamayı çok arzu etmiştim.

İçimde her zaman bir ukde kalmıştı. Bu sahneleri siyah beyaz filmlerde çocuk denecek yaşlarda seyrederek büyüyen ben, yıllar sonra aynı sahneyi yaşayacağımı nereden bilebilirdim ki.!!!

Sanki bu özlemimi on yıllar sonra giderecek günü önceden yaşamış gibiydim.

Uzun yıllar önce küçük oğlum Ozan Kandaz, Eskişehir Havacılık ve Uzay Bilimleri Fakültesini kazanınca ailece çok sevinmiştik.

O yıllarda askeriye haricinde, sivil olarak ilk defa Havacılık ve Uzay Bilimleri Fakültesi Eskişehir Üniversitesi'nde açılmıştı. İlk 35 öğrencisinden birisi de benim oğlum Ozan Kandaz'dı.

Başarılı geçen bir eğitim süreci sonunda pilotluk yolunda ilk adımlarını atacaktı, mezun oluyordu artık.

Ankara Eskişehir arası yüksek hızlı tren seferleri başladığında, Y.H.T. ne Ankara Garı'ndan binip Eskişehir'e giden ilk yolculardan bir tanesiydim.

Uzun zaman sonra ilk defa oğlumu görecektim. Tren, üstelik hızlı tren onca sürate rağmen yollar bitmek bilmiyordu.

Yıllar sonra Haydarpaşa garında trenden inip oğluna kavuşan baba gibi aynı duyguyu yaşayacağım bir baba olarak aklıma gelmezdi.

Hayat bir çok sürprizlerle dolu, istesekte istemesekde bu sürprizleri bize yaşatabiliyor.

Trenin Eskişehir garına girdiğine dair anonsu bütün yolcular gibi beni de çok heyecanlandırmıştı.

Tren durunca merdivenlerden inerken gözlerimle kalabalığın arasında oğlumu arıyordum heyecanım doruğa yükselmişti. Kalabalıkta bir türlü dağılmak bilmiyordu.

Ortalık biraz sakinleşince uzaklardan gelen oğlumu görünce birden elimdeki bavulu bırakıp ona doğru koşmaya başladım.

Oda benim koştuğumu görünce bana doğru koşmaya başlamıştı. Filmlerdeki sahneyi yaşar gibiydim.

Bir süre sonra kavuşmuş kucaklaşmıştık.

Oda hüngür ağlıyordu benim gibi hasretle babasına sarılıyordu, sanki asırlar geçmiş gibiydi buluşmamız.

Okulu bitirdikten sonra uzun ve zorlu imtihanlardan geçip nihayet başardıktan sonra ulusal bir şirkette pilot olarak çalışmaya başlayınca bu duygusal kavuşma anımızı baba oğul olarak unutamadığımızı birbirimize anlatırız, anlattıkça sevinçli bir hüzün kaplar içimizi.

Gurbetçilik zordur ,sonunda kavuşmalar olmazsa.

Allah'ım herkesi sevdiklerine kavuşturur inşallah.

Gurbet o kadar acı ki

Ne varsa içimde

Hepsi bana yabancı

Hepsi başka biçimde

Ne bir arzum, ne emelim

Yaralanmış bir elim

Ben gurbette değilim

Gurbet benim içimde

Kalın sağlıcakla...

{ "vars": { "account": "UA-28164355-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } } { "vars": { "account": "G-DQTZ4JSXP4" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }