SESSİZ GÜÇ…
Trabzon’da derbi öncesi dikkat çeken bir tablo vardı. Vali Tahir Şahin ile Trabzon İl Emniyet Müdürü Ali Loğoğlu, protokol koridorlarından değil, doğrudan sahanın içinden mesaj verdi. İki isim, Trabzonspor - Galatasaray karşılaşması öncesinde taraftarın arasına karışarak Cemil Usta’da oturdu. Ne geniş güvenlik çemberi vardı ne de abartılı bir protokol…

Aksine oldukça sade ve doğal bir görüntü hâkimdi. Bahçe kısmında oturup hem ortamı hem de taraftarın nabzını yerinde gözlemlediler. En dikkat çeken detay ise rahat ve neşeli halleriydi. Bu görüntü, aslında alınan önlemlere duyulan güvenin de bir yansımasıydı. Ve sonuç…
Trabzon, derbiyi olaysız atlattı. Ne maç öncesinde ne maç sırasında ne de maç sonrasında şehrin herhangi bir noktasında güvenlik anlamında en küçük bir sorun yaşanmadı. Günlerdir yapılan planlamanın, koordinasyonun ve sahaya yansıyan disiplinin karşılığı net şekilde alındı. Kısacası; Trabzon’da güvenlik görünmeden ama güçlü şekilde sahadaydı.
GEÇ SAATLERE KADAR…
Trabzon’da derbi sadece sahada oynanmadı… Şehir de adeta mesaiye kaldı. Trabzon Büyükşehir Belediyesi’ne ait otobüsler, alışılmışın dışında bir tabloyla gece geç saatlere kadar çalıştı. Normal şartlarda gece saatlerinde belediye otobüsü görmek neredeyse mümkün değilken, bu kez saatler 01.00’i gösterene kadar seferler devam etti. Peki neden?

Trabzonspor - Galatasaray karşılaşması için sadece futbolcular değil, şehir de organizeydi. Stat çevresinde görev yapan polisler, bekçiler ve binlerce taraftar, bu seferlerle taşındı. Yani bu kez ulaşım da planın bir parçasıydı. Şunu açıkça söylemek gerekiyor;
Bu detay küçük gibi görünse de, organizasyonun en kritik halkalarından biriydi. Çünkü maç biter, kalabalık dağılır ama asıl sınav o andan sonra başlar. Trabzon’da ise o sınav da sorunsuz geçildi. Kısacası; Bu derbide sadece güvenlik değil, ulaşım da sınıfı geçti.
KÜRSÜ UYARISI…
AK Parti dün uzun bir aradan sonra genişletilmiş İl Danışma Meclisi Toplantısını yaptı.. Baktığımızda en son 31 Ocak tarihinde yapılmış. Tabi bu sırada İlçelerde toplantılar devam ettiğini de belirtelim… Dün ki toplantıda göze çarpanlardan bazı ayrıntıları sizlerle paylaşalım.. Toplantıda Gençlik Kolları yine günündeydi.. Sahneye çıkan isimlere sürekli tezahürat yaptılar..

Bazen tezahüratlar o kadar uzun süreli oldu ki sahnedeki kişinin konuşmacı ile senkronize oldu. Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın da katılımıyla toplantı bir hayli kalabalık oldu. Ancak vatandaş nedense üst kata çıkmak istemiyor… Bu nedenle de alt tarafta ciddi anlamda yığılma oldu.
Sonrasında üst katlarda doldu. Fakat salon yetmeyince mecburen partililer hem koltukların yan taraflarına hem de orta kısma birikmek zorunda kaldı. Orta kısımdaki boşluğa birikenler zaman zaman arka sıralardan uyarı aldı.
Çünkü burada ayakta duranlar, sahnedeki konuşmacının görünmesine engelliyordu. Bu nedenle de kimi zaman uyarıların dozajı da yükseldi. Toplantının hemen başında da Başkan Ahmet Metin Genç’ten kürsü uyarısı geldi.
Çünkü sahneye konulan kürsü, bir hayli geriye alındı. Bunu fark eden Başkan Genç de partilileri uyardı ve kürsünün ön tarafa alınmasını sağladı…
İZİN ALINIP, ANONS YAPILDI..
AK Parti’nin İl Danışma Meclisi Toplantısından devam edersek, belki de en ilginç anlardan biri de Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın salona girişi anında yaşandı. Bu sırada Trabzon Milletvekili Yılmaz Büyükaydın sahnede konuşma yapıyordu. Kendisinden izin alınıp konuşması bölündü, Bakan Bayraktar’ın salona girişi de anons edildi. Program başlangıç saati 14.30 olarak duyuruldu. Ancak Bakan Bayraktar’ın Trabzon’a geliş saati 15.00 civarı gibiydi.

Salona da yaklaşım yarım saat yani 15.30’da geleceği hesaplandı. Peki neden böyle bir program yapıldı.
Bizim tahminimiz Trabzonspor’un maçından dolayı. Çünkü salonda da hemen hemen herkeste Trabzonspor’un maçına hazırlık havası vardı Zaten İl Başkanı Sezgin Mumcu da toplantının hemen başında bir selamlama konuşma yaparken salondan ayrılacağını Bakan Bayraktar’ı karşılamaya gideceğini söyledi.
Basına açık bölümde konuşmalar devam ederken Bakan Bayraktar da salona girdi. İşte o anda da yukarıda dediğimiz gibi Yılmaz Büyükaydın konuşma yapıyordu. Büyükaydın da bizle beraber kürsüden Bakan Bayraktar’ın salona girişini izledi. Ardından da Büyükaydın, konuşmasına kaldığı yerden devam etti.
TRABZONSPOR DERS ALMAZ, DERS VERİR!
Bu sadece bir galibiyet değil, bir duruşun, bir karakterin ve bir inancın sahaya yansımasıydı. Trabzonspor, kendi evinde Galatasaray’ı 2-1 mağlup ederken aslında skordan çok daha fazlasını kazandı: saygı. Sezon başında “genç takım”, “kısıtlı kadro”, “yetersiz” denilen bir yapı vardı. Ama o yapının başında Fatih Tekke gibi bir irade vardı. O irade; bahaneye sığınmadı, imkanları konuşmadı… Çalıştı, geliştirdi, dönüştürdü. Bugün ortaya çıkan tablo, emeğin organizasyona galip geldiğinin en net kanıtıdır.
Sahada öyle bir Trabzonspor vardı ki; rakibine neredeyse nefes aldırmadı. Sadece kazanan değil, hükmeden bir oyun… Kaçan pozisyonlar, bastıran tempo, mücadele gücü… Ve en önemlisi: herkesin görevini eksiksiz yaptığı bir takım kimliği. Bu tablo tesadüf değil. Bu tablo, haftalardır adım adım örülen bir sistemin sonucu. Ve artık o sistem meyvesini veriyor. Liderle puan farkı bire inmiş durumda. Bu saatten sonra mesele sadece puan değil; mesele psikolojik üstünlük.

Trabzonspor şu an “momentum” dediğimiz o kritik eşiği geçmiş durumda. Bu saatten sonra bu takımın önünü kesmek, sadece rakiplerin değil, aynı zamanda zihniyetlerin de işi olacak. Çünkü bu hikâye sahada yazıldığı kadar, saha dışında da kazanılmak zorunda. Ama burada en kritik nokta şu: Bu yürüyüş yarım kalmazsa, bu hikâye yarıda kesilmezse, bunun tek şartı var, şehir.
Trabzon birleşirse, camia tek ses olursa, bu takımın önünde durabilecek hiçbir güç yok. Çünkü bu sadece bir futbol takımı değil; bu bir irade, bu bir mesaj: Trabzonspor ders almaz… ders verir.
YİNE GALATASARAY YİNE ALGI
Trabzonspor ile Galatasaray arasında oynanan maçın ardından koparılan fırtına, sahadaki oyundan çok saha dışındaki algıyı konuşur hale getirdi. Oysa mesele ne büyütüldüğü kadar büyük ne de anlatıldığı kadar kirli. Maç bitti, tansiyon yükseldi. Tribünler kendi kültürüyle, kendi refleksiyle bir şarkı söyledi. Sahada bulunan genç oyuncular da o anın atmosferiyle buna eşlik etti. Bu bir organizasyon değil, bir refleks. Planlı değil, anlık. Ve en önemlisi: Futbolun doğasında olan bir durum. Ancak Abdülkerim Bardakcı’nın bu tabloya verdiği tepki, olayın seyrini değiştirdi. Genç oyuncuların üzerine yürünmesi, meseleyi büyüten asıl kırılma anı oldu. Sonrasında ise bildik senaryo devreye girdi: Algı.

Bir anda sosyal medya koridorlarında öyle bir hava estirildi ki, sanki Trabzonspor’un gençleri organize bir şekilde ağır küfürler etmiş gibi bir tablo çizildi. Oysa gerçek bu kadar karmaşık değil. Gerçek, basit: Gençler tribüne uydu. Kaldı ki aynı hassasiyetin herkes için geçerli olduğunu söylemek de zor. Okan Buruk’un zaman zaman benzer atmosferlerde tepkiler verdiği, tribünle etkileşime girdiği görüntüler hafızalarda. O yüzden meseleye tek taraflı bir ahlak penceresinden bakmak, en hafif tabirle eksik olur. Burada asıl konuşulması gereken şu: Bu çocuklar bu kulübün geleceği. Henüz yolun başındalar. Hata yapacaklar, öğrenecekler, gelişecekler. Ama onları daha başında linç kültürüne teslim ederseniz, kaybeden sadece oyuncular olmaz… Türk futbolu olur.
Bugün yapılması gereken şey çok net: Bu gençleri hedef göstermek değil, korumak. Üzerlerine gitmek değil, yanlarında durmak. Çünkü bu hikâye sadece bir maç hikâyesi değil. Bu, bir neslin inşa süreci. Ve unutulmasın:
Gençlere yüklenmek kolaydır… Asıl mesele onları kazanmaktır.
SOYUNMA ODASINDA NELER OLDU NELER…
Trabzonspor ile Galatasaray arasında oynanan mücadelenin ardından yaşananlar, sahanın çok ötesine taştı. Final düdüğüyle birlikte önce saha kenarında tansiyon yükseldi, ardından koridorlar ve soyunma odası adeta bir gerilim hattına dönüştü.
Mağlubiyeti kabullenmekte zorlanan sarı-kırmızılı cephede, özellikle maç sonu yaşanan tartışmaların etkisi büyüktü. Genç oyuncularla yaşanan gerginliğin ardından yön, doğrudan hakem odasına çevrildi. Okan Buruk, maçın hakemi Cihan Aydın ile yüz yüze gelip uzatma dakikalarını sorgulamak istedi. “Neden 4 dakika?” ve “neden bu kadar kısa oynandı?” soruları, aslında sadece bir hakem diyaloğu değil; kaybedilen maçın yarattığı psikolojik kırılmanın dışa vurumuydu.

Ancak bu noktada devreye giren en kritik unsur, düzenin korunması oldu. Trabzon’da görev yapan emniyet güçleri, olayların büyümesine izin vermedi. Gerilimin tırmanmasına ramak kala yapılan müdahale, potansiyel bir krizin önüne geçti. Sahada kaybedilen bir maçın, koridorlarda daha büyük bir kaosa dönüşmesine set çekildi.
Trabzonspor cephesinde genç, enerjik ve kontrolünü koruyan bir yapı varken; karşı tarafta öfkenin yönetilemediği bir tablo ortaya çıktı. Ve bu fark, sadece skor tabelasında değil, davranışlarda da kendini gösterdi.
Bugün konuşulması gereken şey kaos değil; kaosun engellenmiş olmasıdır. Çünkü bir derbinin ardından asıl kazanç, sadece 3 puan değil, kontrolü kaybetmemektir.





