Trabzonspor üçlü mü, dörtlü mü oynayalım arayışından sonra dörtlüde karar kılıp bu sefer de Onuachu’nun yanına alıp çift santrforlu oyun tercihiyle çıktı Eyüpspor karşısına. Ne diyelim, denemeye devam… Yanlış dedim, yeniliğe devam. Bu kadro seçiminin ürünü; maçın ilk diliminde rakip kaleye isabetli topu topu bir şut! Oyun mu? Bildiğiniz gibi temposuz, sıkıcı, bol pas hatalı, “bitse de gitsek” anlayışlı bir oyun!
Diyeceğim odur ki bir teknik adam yeniliğe, değişkenliğe tabii ki açık olmalı; yetmez, uygulamaya da koymalıdır. Futbolda dün yoktur realitesini asla unutmamalı da be kardeşim, hem “yerim dar” diyorsun hem Pina’yı, Augusto’yu yedeğe çekip çift santrfor; yetmezmiş gibi bir de çift santrfora dönüyorsun. Bununla birlikte çok daha önemlisi, “yenilik, değişiklik yapıyorum” dediğin her uygulama sancılı oluyor. Sonucu da malum, taraftara oluyor. Şöyle “oh be” deyip arkamıza yaslanarak izleyebildiğimiz kaç maç var ki? Neyse, geçelim.
Bu bir. İkincisi; biz eleştirdik, sen sahip çıktın, eyvallah. Muçi gibi bir oyuncuyu forvet arkası oynatıp harikalar yarattırırken, durduk yere yenilik yapacağım diye sol kenara gömüp kaleden uzaklaştırdın, verimsizleştirdin. Bak aynı şey yine dün oldu. Augusto ile Pina’yı inadından vazgeçip oyuna alınca takım biraz olsun kendine geldi.
Sonuç; Trabzonspor’un olmazsa olmazı olan duran toplardan 21’incisini atarak üç puanın sahibi oldu. Başka mı? Başka da bir şey yok!
Yalnız şunu belirtmeden geçemeyeceğim: Hoca’ya göre 1-4 arasına devam; ancak taraftara göre, taraftar olmayan Mustafa Denizli’ye göre bu ligde matematiksel olarak da olsa bu takım lig şampiyonluğuna devam eder. Beğenirsiniz, beğenmezsiniz; benim görüşüm de aynıdır.
Şimdi sözün özüne gelince; malumunuz futbol bazen sonuç işidir. Ama bazen, her zaman değil! Bunları epeyce yazdık, siz de usanmışsınızdır. Ondandır ki tekrar etmenin bir âlemi de yoktur diyerek yazımı sonlandırmak istiyorum.
Sevgili dostlar, mübarek Ramazan Bayramı’mızı ve Çanakkale Deniz Zaferi’mizi sevgiyle kutlar, her şeyin gönlünüzce olmasını dilerim.