Trabzon kenti, kendi değerlerini harcama açısından dünya birinciliğini kimseye kaptırmaz her halde!... Genel yapı bunu gösteriyor yazık ki… Futbol özelinde durum daha da vahim!

Trabzonspor’u 10 yaşında tribünden izlemeye başladım. Tam 44 yıl oldu yani… Ve bir kez olsun kendi insanına sahip çıktığına tanık olmadım o tribünlerin! Ne Ahmet Suat Özyazıcı, ne Özkan Sümer, ne Şenol Güneş teknik adam olarak yaranabildi ne de Turgay’lar, Necati’ler, Güngör’ler, Serdar’lar, Bahattin’ler tu-kaka edilmekten kurtulabildi… Sonra Lemi’ye, Soner’e geldi sıra…  Onlar da nasibini aldı furyadan.. Hami’ler’in, Hamdi’lerin yedikleri hakaretlerin bini bir paraydı. Sonra Fatih’ler, Okan’lar, ardından Hüseyin’ler, Hasan’lar, Tayfun’lar devri geldi, Zeki’lerle, Abdulkadir’lerle devam ediyor aynı acı tablo…

Ve Mustafa Akçay…

Henüz 20’li yaşlarda tanıdığım, içi futbol sevgisiyle dolu bir insan… Hümanist, etrafına hayat vermek için çırpınan, ekmeğini paylaşmaktan mutluluk duyan, edindiği en küçük bilgi kırıntısını dahi meslektaşlarına aktarmayı görev  sayan nesli tükenmekte önce insan, sonra teknik adamdı.

Peki bu özellikleri ona nasıl döndü dersiniz?

Birkaç maçtaki kötü sonuç, istenilen futbolun oynanmaması ve ağır hakaretler, küfürler, istifa sesleri! Sorarım bu davranış biçimini meslek edinenlere; Şenol Güneş’in, Tolunay Kafkas’ın bir adım attıramadığı ve bu nedenle sonlarını hazırlayan oyuncuların büyük çoğunluğu bu takımda hala forma giymiyor mu?  Peki bu futbolcuların büyük bölümünün gitmesi gerektiğine dair raporu vermedi mi Mustafa Akçay? Aynı Akçay, savunmaya, forvete birkaç önemli takviye istediğinde yönetim alabildi mi onları? Kendi oyun felsefesini sahaya gerçekten yansıttırabileceği bir ekip mi kurdu da hemen hesaba çekildi, istifası istendi?

 ELEŞTİRMİYORUZ İNSAN YİYORUZ!

 Tabii ki Akçay’ın birçok hatası oldu kabul!

Hatta yol arkadaşlarından, kendisine görev veren başkanına kadar birçoğu yanlış isimlerdi. Transfer edilen oyuncuların, Malouda, Bosingwa başta olmak üzere bir kısmı, takımda üretmeden forma giyen mesela Zokora, Colman; Onu küçümseyeceklerdi. Ve bunu mutlaka görmeliydi. Öyle de oldu. O isimlerin altında ezildiği hissini uyandırdı. Gerçek anlamda takıma bir neşter vuramadı. 1461 Trabzon’daki düzeni kurabilirdi ama kuramadı.

Zaman zaman macera sayılabilecek kadro değişimlerine gitti ve takım kaybetti. Hatalar yaptığında eleştireceğiz, doğruyu bulması için çırpınacağız ama yolumuz küfür, hakaret etmek değildir. İstifaya çağırmak, bunu istemek, kelle koparmak iyi de nereye kadar?

Kaç kelle aldı, ‘istifa’ sesleri, ‘küfürler’ biliyormusunuz?

Tatmin olmadınız mı?

Söylermisiniz; Akçay takımın başında değilken, bu oyuncularla birlikte takım süper sonuçlara imza mı atıyordu? Trabzonspor’un son yıllardaki Avrupa karnesini hatırlayan var mı? Peki ya kendi sahasında üst üste 3-4 kez hem de farklı yenildiğini ne çabuk unuttunuz! Ersun Yanal’larla, Halilhodzic’lerle, Şenol Güneş’lerle, Leekens’lerle, Lazoroni’lerle hep acı yenilgiler almadı mı bu takım A. Aker’de…

Tabii ki bütünsel bakışla, Akçay döneminde de alınan sonuçlar tatmin edici değil, oynanan futbol da bize uymuyor da, her kötü gidişte teknik adam yemeye kalkarsak, sonu nereye varır bunun hiç düşündünüz mü?

Bir kez olsun, kendi insanımızı kazanma adına elimizi kıpırdatmayacakmıyız? Onlara kol kanat germeyecekmiyiz! Hep onların bizi mutlu etmesini isterken, bizi mutluluğa taşıyacak cennetin yollarına bir taş bile döşemeyecekmiyiz? Elimizdeki hep cehennem yolunu örecek taşlar mı olacak? Düştüğünde mutlaka bir tokat ta biz mi vuracağız?

 TIRNAKLARINLA GELDİN, SAVAŞ VERMELİYDİN!

 Trabzon’a sesleniyorum!!!

Bir kez olsun bir teknik adam, futbolcu, yönetici kazanabildiniz mi, mesajlarınızla, tezahüratlarınızla!... Düştükleri anda elinden tutup ayağa kaldırdığınız bir isim söyleyebilirmisiniz?

Ya kaybettikleriniz!

Teknik adam ve futbolcu mezarlığında sizin-bizim yok ettiklerimiz yüzünden yer kalmadı!..

İşler kötü giderken, küfür, hakaret ve ‘istifa’dan başka bir sloganınız olmayacak mı?

Yeter ama!

Böyle giderse, takımda oynayacak futbolcu ya da başlarında bir teknik adam bulmayı bir kenara bırakın; İnanın tarihiyle, başarılarıyla, temsil ettiği misyonuyla övünebileceğiniz bir takım kalmayacak ortada.

O gün rahatlar ve hep birlikte zil çalar oynarız iyi mi!

Son sözüm de Mustafa Hocama… Birilerinin paraşütle indiği Trabzonspor’a sen 30 yıl tırnaklarında toprağı kazarak, emekle, bilgiyle ve özveriyle yükseldin. Yazık ki kısa sürdü hayalini kurduğun koltuktaki ömrün! Bu kadar mı kolaydı Hoıcam! Yani lidere erken teslimiyet yakışır mı? Mücadele etmen, savaşman, seni yok sayanlara, ‘Ben buradayım ve hep olacağım’ demen gerekmiyormuydu?

Yine de kararına saygı duyuyorum. Büyük emekler vererek, tırmandığın Trabzonspor’dan onurlu bir şekilde, istifa ederek ayrıldın. Ne tazminat, ne de başka bir şey bekledin! Bir ay, iki ay daha kalıp küçük bir serveti cebe indirmeye çalışabilirdin, yapmadın! Ya da 3 yıllık sözleşmen karşılığında alabileceğin 3 milyon lirayı da hesaba hiç katmadın. İnsanların 3 kuruş için vicdanlarını sattığı bir düzende, paraya teslim olmadın.

Görevdeyken çok eleştirdim seni Sevgili Mustafa!… Yeniden göreve gelsen, yine en ağır eleştirileri ben yaparım ama dostun olduğumu da unutma!

Yolun açık olsun, gönül insanı!