KARADENİZ BÖLGESİ MUHACİRLİK SOSYAL KIRILMA VE MADENCİLİK

Yeraltında doğal olarak bulunan ve ekonomik bir değeri olan mineral, metal, kömür gibi endüstriyel ham maddelerin aranması, işletilmesi, çıkarılması ile birlikte işlenerek kullanılabilir hale gelmesi sürecidir madencilik.
Burada ki temel hedef inşaattan elektroniğe, teknolojiye, enerjiden tarıma kadar olan zincire hammadde sağlamaktır.

Bu faaliyet bir bilim ve teknik alandan ibaret olup, yeraltı kaynaklarının ekonomiye yani insanların refahına yönelik kullanılma yöntemlerini tam anlamıyla kapsayan enerji ve sanayi dalıdır. Bu bağlamda madencilik faaliyetleri arama, çıkarma, işletme zenginleştirme ve neticede maden çıkarılan alanın bir geri dönüşüm projesiyle eski hale getirilmesi aşamalarının yani doğa ve ekosistemin titizlikle korunması eylemi işin en ciddi tarafını oluşturmaktadır.

Yine burada önemli olan diğer bir husus çıkarılan (Metal, Mineral, Taş, Tuz, Kömür vb.) madenler yenilenebilir kaynaklar olmadığından oluşan ocakların ,galerilerin veya açık aramalar ile o sahaya ulaşmak için açılan yollar ve kesilen ağaçların yanında, zararları telafi edilemeyecek doğa katliamları yaşanacaktır. Çok önemli olan bu tahribatın yanında daha tehlikeli olan kimyasal ve zehirli maddelerin kullanılması başta insan olarak, canlıların kalıcı hasar ve amansız hastalıklara yakalanmaları ve hayatlarının son bulması gibi kabul edilmeyecek zararlara sebep olmasıdır.

Hele altın aramalarında kullanılan siyanürün ve havuzlarının doğru dürüst sızdırmazlıklarının sağlanamaması neticesinde, meydana gelen kaçakların başta topraklarımız olmak üzere yeraltı ve yerüstü sularımıza karışarak yani sularımızı zehirleyerek süreç insanlara kadar uzanmaktadır. Sadece bu kadarla kalmayıp sular, sulama, içme kullanma ve hayvan içme suyu olarak kullanıldığı için canlı alemi çok çeşitli yollardan etkilendiğinden dolayı tedavisi çok pahalı olup ölümle sonuçlanan hastalıklara yakalanmakta maden çıkarılan alanlarda çöle dönmektedir. Sonuçta bu alanların maden çıkarma öncesi dönemdeki haliyle kullanılma olanağıda kalmamaktadır. İnsanların ortak değeri ve milli hakkı olan madenler canlılara ve doğaya zarar vericiliklerini en asgariye indirme olanağı varken , çed gerekli değildir veya acele kamulaştırma ile birilerinin kasalarının doldurulması ,insan ve ekosistem katliamı pahasına sürdürülmektedir.

İlimizde ve bölgemizde arazi kıtlığının olması ve miras yoluyla daha küçük parsellere bölünmesi yani ortalama parsel büyüklüğünün 4-4,5 civarına düşerek nüfus artışıyla bu rakamlar küçülürken ,son varlıkları ellerinden alınan insanlar nerede yaşamlarını devam ettireceklerdir. Bir insanın atasından ve dedesinden kalan yüz veya ikiyüz yıllık tarlasına sondaj makinesi ile girmek ve binbir emekle imar edilip, bu günlere kadar üretime yönelik olarak kullanılan bu alanlar maden çıkarıldıktan sonra çöle döneceği bilindiği halde, insanlara böyle bir eziyeti yaşatmanın hangi somut gerekçesi olabilir.

Kaldı ki birinci dünya harbinde yaşananlar ortadayken ve bölgenin insanı muhacir olup, başka bölgelere gidip açlık, hastalık, susuzluk içinde annesiz babasız garip sefil olarak can verirken, şimdide vatana bağlılıkları tartışmasız olan bu insanların jenerasyonuna aynı acı ve ızdırapları neden bir daha yaşatmak istiyorlar anlamak olası değildir. Bu insanlar geçim sorunundan dolayı göç etmemek için her türlü zor koşulların sosyolojisi içerisinde mücadele edip, ürününe dahi değer fiyat verilmeyen vatandaşlar şimdide maden talanı ve işgaliyle yeniden bir göç travmasına zorlanırsa ciddi sosyolojik kırılma gibi risklerin yaşanma olasılığı çok yükselecektir.

Maden aranmasına ve işletilerek türk ulusunun refahının yükselmesi için kullanılmasına hiç kimse karşı değildir.
Ancak; bölge illerinden Trabzon'un yüzölçümünün 0/072'si, Rizen'in 82'si, Artvin'in 0/071',Giresun'un 0/0 85',Bayburt'un 0/0 65,Gümüşhane'nin 0/093'ü ,Ordunun 0/074 'ü ve Tokat'ın 0/046'sı 4.sınıf maden ruhsatıyla ruhsatlandırılmıştır. Bu yüzdelere bakıldığında geriye hiç bir şeyin kalmadığı ayan beyan ortadıdır. Bu derece vahim bir planlama ülke menfaatleri ile kesinlikle örtüşmediği gibi bu harika doğa coğrafyası böyle bir tahribatı hak etmemektedir. Bu derece tahribat araziler dahil insanları yerinden ve yurdundan edecek böyle bir süreç nasıl olurda devlete bağımlılık anlamında ülkenin çimentosu olan bölge insanına reva görülür.

Bu oranlar her yönüyle insanları çok zora sokacağı gibi ortada ekosistem diye bir şey bırakmayacak ve arkasında yüzyıllarca çözümü olmayacak bir sorunuda sürdürecektir. Yani olay başlıbaşına bir çevre katliamı olup, 21.yüzyıl planlamasına, toprakların korunmasına, suların zehirlenmesine, bölgesel kalkınma planlarına ve çevre düzeni planlarınada tepeden tırnağa kadar zıt bir tasarruftur. Anlaşılan odur ki bugüne değin yapılması gerekipte yapılmayan yatırımların ertelenmesinin arkasında böyle bir çıkmazın yatıyor olduğu artık netleşmiştir. Yani yapılan çalışmaların tamamen sanal olduğu ve insanların kandırıldığı da bu vesilesiyle anlaşılmış olmaktadır. Yukarıda isimleri açıklanan illerde toplamda 2025 yılının sonu itibariyle 4718149 insan yaşamakta olup, bu nüfus 1200 000 haneye tekabül etmekte ve bu insanların geçim kaynakları çay ve fındıktan ibaret olup, bu ürünlerde fiyat belirlemesi en düşük düzeyde sürdürülerek, bölge insanların bu üretimiden sanki kopmaları istenmektedir.

Geçim sıkıntısının ülke genelinde bir karabasana döndüğü bu dönemde bu nasıl bir planlamadır akıl erecek gibi görünmemektedir. Tüm bölge insanları yeni bir muhacirlik yaşamak istemiyorlarsa Anayasa ve yasalardan kaynaklanan haklarını demokratik eylemsellik içinde kullanmalıdır. Yoksa zaman bize daha fazla rehavete kapılmamızı haklı kılmaz.

{ "vars": { "account": "UA-28164355-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } } { "vars": { "account": "G-DQTZ4JSXP4" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }