Hani benim sevincim nerede,

Bilyelerim, topacım,

Kiraz ağacında yırtılan gömleğim,

Çaldılar çocukluğumu habersiz,

Uçurtmam tel örgülere takıldı.

Hani benim gençliğim nerede, Anneeee!!!

Son zamanlarda şarkıda geçen mısraları dinledikçe içimiz geçiyor, duygusala bağlanıyoruz resmen, değil mi?

Hepimiz çocuk olduk, genç olduk, büyüdük. Kemal'e erdik, yaş aralıklarını atlayarak geçerken büyüklerimizin bizlere verdiği öğütlerden biri de bugünlerinizin kıymetini bilin; ileride çok ararsınız.

Ne kadar da doğru demişlerdi, değil mi?

Bizim jenerasyonda yaş aralığı altmışı devirenlerde, eskilere doğru, gençliğimizin heyecanının ve adrenalinin zirve yaptığı, mazide kalan o muhteşem günlerimize dönük özlemlerimiz bugünlerde hızla artarak devam ediyor.

Nasıl etmesin ki!!!

Aklımıza geldikçe hüzünlenmemek ve iç çekip gözyaşlarımızı çocuklarımız görmesin diye içimize atmak, başkalarının yanında ağlamak ne kadar zordur bilirsiniz.

Evet gençlik bir kuş olup uçtu, çok çabuk gelip geçti, anlayamadık evet; ama ne yapsak da unutulmuyor, unutamıyoruz.

Nasıl unutabiliriz ki!!!

Ne güzeldi gençliğimizin heyacanlı, umutlu günleri, içimiz kıpır kıpır kaynıyordu resmen.

Yeni bir kazak alıp giymek gibi gençliğimizi üstümüze giymiştik resmen. Heyecanlıydık, ilklerimizi yaşamaya başlamıştık bile.

İlk defa yalnız başımıza sevdiğimiz arkadaşlarımızla seyahat etmek unutulmaz anılar biriktirmişti bizlere.

İlk defa kendi kendimize ne yapabiliriz ??? sorularını sormak bile bizlere heyecan veriyordu.

İlk işimiz, ilk öğrenciliğimiz, ilk sinemaya gidişimiz, ilk askere gidişimiz, ilk şarkı söyleyişimiz, ilk evliliğimiz, ilk baba veya anne oluşumuz, efkarlı günlerimizde aklımıza gelen ilk sigara içme deneyimimiz, vb. saymakla bitmez.

Ve hepsinden de önemlisi: İlk Aşk!!!

Aslında bir insanın hayatında unutmak istese de unutamadığı, kız olsun erkek olsun fark etmez, mihenk taşıdır ilk aşkı.

Ya aşık olup sevdiğinizi alırsınız, ya da çaresiz aldığınızı seversiniz. Başka yolu yoktur bu işin.

Her yaş güzeldir tabii ki, ama gençlik bambaşka!!! O günler kabına sığmayan, evlere sığmayan bizler, şimdi akşam olduğunda eve gitmemiz lazım bizimkiler merak eder, acele edelim modundayız, çaresiz.

UMUT... Çok önemli!!!

Hepimizin evlerinde kullandığımız, kullanmadığımız, ilerde lazım olur diye atmaya kıyamadığımız, cesaret edemediğimiz, sonunda çaresizce attığımız irili ufaklı binlerce eşyamız vardır mutlaka.

Bana göre en değerlisi ise ne yapsakta içimizden söküp atamadığımız umutlarımızdır.

Umutlarınız ne kadar eskisede atmayınız lütfen.

Umut, bir insanın yaşama dair içinde beslediği en değerli duygudur.

İnsan umut ettiği sürece vardır.

Geçmişten günümüze gelene kadar bir çok uğraşılarımızın içerisinde beklentilerimizin olduğu umutlarımız vardır mutlaka.

Umutlarımızı ne olursa olsun yitirmeyelim.

Büyüklerimizin adeta bize ezberlettirdiği, gün doğmadan neler doğar sözünü unutmayalım.

Yıllar önce, büyük oğlumun geçirdiği deniz kazasından sonra, vücudunun büyük bir bölümü felçli kaldıktan sonra, on beş yıldan beri ailece umudumuzu hiç kaybetmedik.

Hep inandık, dualar ettik, gitmediğimiz doktor, takip etmediğimiz felçli hastalarla ilgili siteler kalmadı. Çaresi yok dediler, inanmadık. Bundan sonra böyle yaşayabildiğiniz kadar yaşayacaksınız dediler, hayattan kopmadık. Hep dik durduk, hiçbir şey olmamış gibi hayatımıza düzen vererek yaşamaya çalıştık.

Ama bir gün, evet bir gün olsun umudumuzu kaybetmedik. Yıllar sonra, tam on beş yıl üstüne tamamen tesadüf eseri, bir yakın arkadaşımızın tavsiyesiyle felçli hastalara umut olacak yeni bir teknolojiyi deneyen doktorumuza ulaştık.

Profesör olan doktorumuz, inanılmaz yeteneği ve özverisiyle bize cesaret aşılarken, ilk önce ona inandık, güvendik.

Umutlarımız yıllar sonra yeşeriyordu artık.!!!

Yüzlerce doktora gittik. Yüzlerce doktorlar gördük ama insancıl yanları inanılmaz olan ve tamamen bilimsel anlatım tarzıyla, ikna kabiliyeti olan, paradan önce hastasını önceliğine katan böylesi bir doktoru bugüne kadar hiç görmemiştik.

Ve nihayet sona gelmiştik. Aylar süren tetkiklerden sonra her şeye olumlu cevap veren oğlumuzun hasarlı bölgesine omiriliğine müdahale edebileceğini ve çok şeyleri geri döndüreceğini söylediğinde tüylerimiz diken diken olmuştu.

Ve ameliyat vakti gelince yaklaşık beş saat ameliyatta kalan oğlumuz gülerek bize doğru geliyordu ve on beş yıl üzerine hissetmediği bedenindeki duyguları hissettiğinde dünyalar bizim olmuştu.

Doktorumuz bize, 'Bu daha başlangıç, hemen yükleme yapmayacağız, yavaş yavaş süreci takip edeceğiz. Sizin oğlunuzla ilgili beklentilerim üstünde veriler aldım, merak etmeyin, her şey çok güzel olacak' dediğinde, umutlarımızın boşa çıkmadığını gözlerimizle gördüğümüz için Allah'a şükrettik.

Resmen tıpta bir devrim yapan ve bizim gibi felçli hastalara umut olacak doktorumuza binlerce teşekkürler ediyorum.
İyi ki varsın doktorum, iyi ki seni tanımışım Allah'ım seni başımızdan eksik etmesin.

Şimdilerde süreç başladı çok iyiyiz, zaman içinde çok daha da iyi olacağız inşallah.

Bir annenin ve babanın, ne olursa olsun umudunu asla kaybetmeyen, yaşanmış gerçek bir hikayesini yazdım

O anne, baba Hasan Kandaz ve Fatma Kandaz'dı. Çaresizdik ama umutsuz değildik. Yılmadan, yorulmadan defalarca yıllarca denedik ama bu kez başardık.

Çok mutluyuz, Allah kimseyi evlatlarıyla imtihan etmesin.
Dert verip derman aratmasın, dermansızda çaresizde bırakmasın.

Umudun bir rengi olsaydı, mavi olurdu deniz gibi… Sonsuz olurdu gökyüzü gibi !!!

Bütün dünya vazgeç dediğinde, umut fısıldar; bir kere daha dene.

Kalın sağlıcakla...