Çünkü Trabzonspor’un kasasına ne zaman büyük paralar girse, bunu kullanmayı bilmeyen başkan, yönetici ve profesyonellerin elinde nasıl da çar-çur edilerek çöpe atıldığını yaşayarak bilenlerdenim. Daha önce Atay Aktuğ başkanlığında benzer olaylar yaşandı. Kulüp Borsa’ya girdi, 33 milyon liralık nakit girdisi sağlandı. Tüm borçlar ödendi. Sonra öyle abuk-sabuk transferler yapıldı ki, Aktuğ bırakırken, kasada para yoktu ve borç da 10 milyon lira civarına çıkmıştı.
Yine Nuri Albayrak döneminde İstanbul’daki tesislerde Benzin İstasyonu projesi ve Fatih Tekke’nin transferinden kulübün kasasına 20 milyon dolar gibi bir rakam girmişti. Ancak gelin görün ki, Albayrak ve ekibi yaptıkları transferlerle ve anlamsız harcamalarla borcu 40 milyon lira civarına çıkarırken, elde futbolcu adına 1-2 isim dışında kimse yoktu. Ve ardından Sadri Şener başkanlığı döneminde benzer olayları yaşadık. Banka borçları tavan yaptı. Borsa’daki hisselerin tümü, ‘Bunlar kağıt parçası’ denilerek satıldı. Gökdeniz, Burak, Gökhan ve daha birçok oyuncu giderken 20-30 milyon Euro para bıraktı. Ama geriye iflas noktasında bir kulüp kaldı.
Şimdi de görev başındaki isim İbrahim Hacıosmanoğlu ve ekibi de ne yazık ki hiç güven vermiyor. Spor kulübünün nasıl yönetilmesi, transferde hangi kriterlerin uygulanması gerektiğinden bihaber bu yönetimin eline 150-200 milyon dolar gibi bir rakam geçerse inanın korkunç bir felaket Trabzonspor’u bekleyecektir.
Neden mi?
Önce yönetim büyük ihtimalle başta bankalar ve devlete vergi olmak üzere tüm borçları temizleyecektir. Sonra kalan parayla birlikte de, Malouda ve Bosingwa’ya ödediklerinin çok daha üzerinde paralar vererek, ekstra olarak 10 milyonlarca Euro’luk bonservis bedelleriyle birlikte devasa paralar bir iki yıl içinde eriyecektir. Yeniden banka borçları, vergi sorunları, futbolculara ödenemeyen paralar...
Ve nihayetinde satacak hiçbir değeri kalmayan ve kapısına kilit vurulma noktasına gelecek bir Trabzonspor! Bu nedenle yapılması gereken tek şey, bir an önce kongreye gitmek, kulübü doğru yönetebilecek, kısa sürede kasaya girecek olan 100 milyon dolarları kendi mecrasında harcayacak, yatırımını spor kulüplerine yakışır bir şekilde gerçekleştirecek aklı başında bir yönetime Trabzonspor’u teslim etmektir.
Aksi durumda 3-4 yıl sonraki felaketi görebiliyorum ve şimdiden acı çekiyorum!
QUAREJMA VE DJORDJEVİC
TRANSFERE ÖRNEK OLSUN
Aslında özelinde Trabzonspor’un, genelinde Türk kulüplerinin transfer politikalarının ne kadar anlamsız, bilgiden ve kendi gerçeklerinden yoksun olduğunu anlatabilmek için iki oyuncunun transferiyle ilgili yazmak farz oldu. Bilindiği gibi Beşiktaş’ın büyük bir sükseyle Türkiye’ye getirip, yıllık 3,5 milyon Euro garanti ücret vererek oynattığı, sonra da başından atmak için akla karayı seçtiği Ricardo Querejma devre arasında Katar kulübünden Portekiz devi Porto’ya geçiş yaptı. Türkiye’de yıllık tam 3,5 milyon Euro garanti para kazanan, burnundan kıl aldırmayan dünya yıldızı numarasına yatan Quarejma yıllık 600 bin Euro garanti ücrete ‘evet’ demiş.
Bir başka transfer de, Trabzonspor’un da ara transferde talip olduğu Fransa’nın Nantes takımında forma giyen santrafor Djordjevic’in Lazio ile yıllık 1 milyon 300 bin Euro karşılığı sözleşme yapmasıydı. Sözleşmesi sezon sonunda bitecek olan Djerdjovic, Lazio’ya imza atarken, ‘Sözleşmem bitiyor, o nedenle imza parası isterim’ dayatması yapamamıştı. Oyuncu, 5 yıllık anlaşmaya varırken sözleşmesine ise, ’20 milyon Euro’ya serbest kalır’ maddesi eklendiği dile getiriliyordu.
Düşünebiliyormusunuz, oyuncu bonservis bedelsiz gidiyor, yıllık sadece 1 milyon 300 bin Euro’ya ‘evet’ diyor, sonra da 20 milyon Euro gibi astronomik bir rakama serbest kalmayı kabul ediyordu. Aynı oyuncuyla Trabzonspor sözleşme yapsaydı her halde yıllık 2,5 milyon Euro’nun yanında, imza parası olarak 4 milyon Euro öder, en iyi ihtimalle, ‘Oyuncu en çok 4 milyon Euro’ya serbest kalır’ şeklinde bir madde sözleşmesine konulabilirdi.
Bakın, transferle ilgili iki önemli örnek!
Birinde Türkiye’de yıllık 3,5 milyon Euro kazanan oyuncunun Porto’da 600 bin Euro’ya ‘evet’ demesi ki; Porto’nun hem Avrupa’daki başarıları, hem ülkesindeki durumu Beşiktaş’tan çok daha iyidir. Ekonomik anlamda da Türkiye’nin tüm kulüplerinden çok daha fazla kazancı olan bir kulüptür ama ülkelerinin en önemli oyuncularından birini kadrosuna kadarken, nasıl da ekonomik açıdan dersler veriyor.
Bir diğer transfer de dünyada en çok izlenen liglerden biri olan Seri A’da mücadele eden yine gelirleri, tüm Türk kulüplerinin çok üzerinde olan Lazio’nun, bonservisi elinde olan bir futbolcuya imzalattığı sözleşme de öğretici nitelikler taşıyor.
ARAP ŞEYHLERİ GİBİYİZ
Avrupa’nın önde gelen, örnek kulüplerinin uygulamalarına karşın, bizim ülkemizin futbolun ‘F’sini bilmeyen başkan ve yöneticileri, Arap Şeyhlerinin bile artık terk ettiği politikalarla hala taraftarını kandırmayı sürdürüyor. Yazık ki kulüplerimizi ağzına kadar bataklığa gömüyorlar. Sonra da, kısıtlı Türkçeleriyle ‘Paydaşlarımız’, ‘futbol ailemiz’ gibi ezberledikleri birkaç cümleyle halkı kandırmaya devam ediyorlar.
Yazımı bitirirken, son sözüm de Trabzonspor’u yönettiğini düşünen Başkan İbrahim Hacıosmanoğlu’na… Ara transferde Gomis’ler, Demba Ba’lar, Diouf’lar başta olmak üzere bu yıldız diye tabir edilen isimlere yönelmiş, olmayacak rakamlar önermiştiniz. Neyse ki hiçbirinin transferi gerçekleşmedi de yeni belalarla karşı karşıya kalmadık.
Kendi oyuncunuzun parasını ödeyebilmek için Başbakan’ın çevresinde dört dönerken yeni süreçte sakın bir maceraya yelken açmayın. Trabzonspor, FİFA, CAS ve UEFA ihtarnamesi cenderesinde sıkışıp kalmışken artık ekonomik macera aramaya ne gücü, ne de zamanı olmadığını hepimiz biliyoruz.
Ha bir şey daha!
Önümüzdeki transfer mevsiminde futbolcu pazarlıklarını yeni CEO Burak Gürdal ile birlikte yürütecekmişsiniz. Hatta Gürdal’ı tek yetkili kılacakmışsınız. Bilirsiniz belki, Gürdal’ın Genel Müdürlüğü döneminde Trabzonspor Borsa’ya açılmıştı. Elde edilen parayla kulüp adeta uçacaktı ama iki üç kez iflasın eşiğine geldi. Şimdi de Mehmet Ali Yılmaz Tesisleri’nin kamulaştırılmasının yanında Akyazı Stadı’nın isim hakkından gelecek milyonlarca Euro’dan söz ediliyor.
Ne hikmetse yine, ‘Kulüp ekonomik olarak uçacak’ yorumları yapılıyor.
Eyvah ki, eyvah!
Çünkü Sayın Gürdal, bankacı olabilir, ekonomik bilgisi de üst seviyede sayılabilir ama futbolu bildiğini sanmıyorum. Trabzonspor’un transfer politikasının nasıl yönetilmesi gerektiği konusunda da derin birikime sahip olmadığına inanıyorum. Bu noktada Burak Gürdal ile yürütülecek transfer çalışmalarının sonunu şimdiden görebiliyorum
Ve ‘Hüsran ve iflas Trabzonspor’u bekliyor’ diyebilirim!
Uyarmadı demeyin!