Ganita’nın Kumlarından Sanatın Hafızasına: Ceyhan Murathanoğlu

Bazı insanlar yalnızca resim yapmaz; bir şehrin belleğine renk, bir kuşağın yüreğine iz bırakır. Ceyhan Murathanoğlu da Trabzon için böyle bir isimdir. Ganita’nın siyah kumlarında başlayan çizgisi, yıllar içinde yalnızca tuvallere değil, yetiştirdiği öğrencilerin hafızasına da işlemiştir. 1944 yılında Trabzon’da, Ganita’da doğan Ceyhan Murathanoğlu’nun sanatla kurduğu bağ, çocukluk yıllarına kadar uzanır. Kendi anlatımlarında resme Ganita’nın kumlarında başladığını söyler. Belki de bu yüzden onun resimlerinde yalnızca görünen bir manzara değil; denizin sesi, taşın hafızası, sokağın ruhu ve Trabzon’un iç sesi vardır.

Ceyhan Hoca, 1966 yılında Trabzon Öğretmen Okulu’ndan, 1970 yılında İstanbul Eğitim Enstitüsü Resim-İş Eğitimi Bölümü’nden mezun olmuştur. 1970-1974 yılları arasında Sivas Pamukpınar Öğretmen Okulu’nda, 1974-1975 yıllarında Trabzon Erkek İlköğretmen Okulu’nda Resim-İş öğretmenliği yapmış; 1975-1978 yılları arasında İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsü Resim-İş Eğitimi Bölümü’nde Baskı Teknikleri ve Grafik Tasarım öğretmeni olarak görev almıştır. Daha sonra KTÜ Fatih Eğitim Fakültesi Resim-İş Eğitimi Bölümü’ndeki akademisyenlik yıllarıyla çok sayıda ressam, akademisyen ve öğretmenin yetişmesine emek vermiştir. Üniversite çatısı altında, öğrencileri ve ilham olduğu kuşaklarla adeta bir okul hâline gelmiştir. Ama onu yalnızca bu özgeçmiş bilgileriyle anlatmak eksik kalır. Çünkü Ceyhan Murathanoğlu, Trabzon sanat ortamında ve akademi dünyasında yalnızca bir ressam değil; hocaların hocası, çok değerli sanatçıların yolunu açan gerçek bir duayendir.

Türkiye’nin Floransa’sı

Bir sanatçının büyüklüğü yalnızca yaptığı resimlerle ölçülmez. Yetiştirdiği öğrencilerle, dokunduğu hayatlarla, açtığı yollarla ve kuşaklar arasında kurduğu sanat bağıyla anlaşılır. Ceyhan Hoca’nın izi de tam burada derinleşir. Onun üniversite kürsüsünden, atölyesinden, bilgisinden, bakışından geçen her öğrencide bu emeğin, bu sabrın ve bu sanat ahlakının bir parçası yaşamaya devam eder. Hocam hep, “Trabzon, Türkiye’nin Floransa’sıdır,” der. Bu cümleyi her duyduğumda, onun Trabzon’a yalnızca doğduğu şehir olarak değil; sanatın, belleğin ve üretimin bereketli toprağı olarak baktığını hissederim. Çünkü Ceyhan Hoca için Trabzon, deniziyle, insanıyla, tarihiyle, tınısıyla, rengiyle ve yetiştirdiği sanatçılarla başlı başına bir sanat mekânıdır.

Resmi bayramlarda Trabzon’un meydanlarına ve kamu binalarının cephelerine asılan, Türk büyüklerini konu alan dev boyutlu portreleri de onun sanatının şehrin görsel hafızasındaki en canlı izlerinden biridir. Bugün o günlere dair bir görsel kayda ulaşmak pek mümkün olmasa da, yaptığım araştırmalarda bu devasa portrelerin şehrin sokaklarında bıraktığı o derin etkiyi hissetmek, hocanın izini sürmenin bambaşka bir hazzını verdi bana.

Ceyhan Hocam iyi bir milliyetçidir. Onun milliyetçiliği, yüksek sesli bir iddiadan çok; bu toprağa, bu ülkenin kültürüne, insanına ve sanatına duyduğu derin bağlılıktır. Trabzon’a, Türkiye’ye, bu coğrafyanın yetiştirdiği değerlere inanır. Bu bağlılık, yalnızca sözlerinde değil; sanatında, hocalığında, yetiştirdiği öğrencilerde ve Trabzon’un kültürel belleğine kattığı değerde de kendini gösterir. Onu yalnızca ressam ve akademisyen kimliğiyle anlatmak yine de eksik kalır. İyi yüzen, hayatın ritmini hem suda hem de renkte arayan çok yönlü bir sanat insanıdır. Ud, cümbüş ve bağlama çalan Ceyhan Hocamın besteleri de vardır. Üstelik nota bilmeden; tamamen içinden gelen sesle, kulağıyla ve ruhuyla müziğe yön vermesi, onun sanatçı duyarlılığının başka bir göstergesidir.

Eline udunu aldığında, mızrabıyla tellere her dokunuşunda hayatın ritmini bu kez müzikle yakalayan, ruhundaki nağmeleri etrafına cömertçe saçan bir gönül adamına dönüşür. “Benzemez Kimse Sana”yı onun sesinden dinlemek bile, insana sanatın yalnızca tuvalde değil; seste, nefeste ve duyguda da var olduğunu hissettirir.
Ama bütün bu özelliklerinin ötesinde, benim için Ceyhan Hocamı asıl kıymetli kılan şey, çok iyi bir insan oluşudur. Sanatındaki ve müziğindeki incelik, aslında karakterindeki nezaketin, zarafetin ve insan sevgisinin hayatına yansımış hâlidir.

Defterlerini Öğrencilerine Açan Bir Sanat Dervişi

“Desen, resmin namusudur” sözü, ünlü Fransız ressam Jean-Auguste-Dominique Ingres’e atfedilir. Ceyhan Hocamdan da bu sözü sıkça duymuşumdur. Resimde renk ne kadar güzel olursa olsun; temel desen, çizim ve oran hatalıysa resmin ayakta duramayacağını anlatır bu söz. Ceyhan Hocam müthiş bir desen ustasıdır; hatta sanat camiasında onun deseni için “tektir” diyen hocalarımızı sıkça duymuşumdur. Kaleminden çıkan her çizgi, adeta kâğıt üzerinde can bulur. Zıt renkleri öyle bir ustalıkla kullanır ki bu tonlar göze batmaz; aksine uyumla birbirleriyle dans eder. Bir sanatçı için en mahrem, en özel alan belki de yıllar içinde birikmiş desen defterleridir; kimselere gösterilmeyen, titizlikle saklanan ilk fikirler, ham duygular, saklı çizgiler…

Ama Ceyhan Hocamın merhameti ve cömertliği burada da sınır tanımaz. O defterleri atölyesinde, herkesin görebileceği şekilde ortada bırakır. “Dilediğiniz gibi bakın, faydalanın,” der. Sanatı saklamak için değil, paylaşmak ve büyütmek için yaşayan bir yürektir o. Göz nuru döktüğü, üzerinde günlerce çalıştığı eserlerini öğrencilerine, sevdiklerine hediye ederken gözündeki o merhamet dolu mutluluğu görmek, başlı başına bir insanlık dersidir.

Atölyesinde yirmi yılı aşkın bir süredir resim yapmak; Ceyhan Hocamı resim yaparken izlemek, onunla aynı boya kokusunu solumak, bir ressamın sıradan bir kâğıt parçasını nasıl sanata dönüştürdüğüne tanıklık etmek benim için büyük bir ayrıcalık, hatta Allah’ın bana bahşettiği büyük bir lütuftur. Ceyhan Hocamın yanında yalnızca resim tekniği öğrenmedim; bakmayı, görmeyi, sabretmeyi ve sanatın insan ruhunda nasıl sessizce büyüdüğünü de öğrendim.

Bazı hocalar size teknik öğretir; bazıları ise sanatın bir yaşam biçimi olduğunu hissettirir. Ceyhan Murathanoğlu benim için böyle bir hocadır. Her insanın hayatımızdaki yeri, yıllar içinde kendiliğinden oluşan bir hitap biçimiyle de şekillenir. Kimi sözler yalnızca bir kelime değildir; aradaki güvenin, sevginin, emeğin ve yılların sessiz tanığıdır. Ceyhan Hocamın bana “kardeşim” diye hitap etmesi de benim için hep böyle oldu.

Bu hitabın benim içimde en derin yer ettiği anlardan biri, Güzel Sanatlar yetenek sınavını kazandığımı öğrendiğim gündü. Yıllardır içimde taşıdığım bir üniversite hayalim vardı; belki geç kalmış gibi görünen ama ruhumda hiç eskimeyen bir hayal… O hayalin gerçekleştiğini bana Ceyhan Hocam haber verdi.

Telefonun diğer ucundan, “Kardeşim, sınavı kazandınız,” deyişini hiç unutamam. O cümlenin içinde yalnızca bir sınav sonucu yoktu; yıllardır içimde büyüttüğüm üniversite hayalimin gerçekleşmesine duyduğu içten sevinç vardı. Sesinin titremesi, benim hıçkırıklarıma karışmıştı. Bazı hocalar yalnızca yol göstermez; insanın en büyük hayaline de yürekten ortak olur. İşte o “kardeşim” diye başlayan cümleler, yıllar içinde benim için bir hitaptan çok daha fazlasına dönüştü. Ceyhan Hocamın sesinde hem bir hocanın güveni, hem bir abinin sarmalayan, kanat geren sıcaklığı, hem de öğrencisini sanat yolunda hep motive eden bir ustanın içten heyecanı vardı.

Şehrin Ruhuna Karışanlar

Bugün 83 yaşında hâlâ atölyesinde öğrencileriyle aynı üretim heyecanını paylaşan Ceyhan Murathanoğlu, yalnızca resimleriyle değil; yetiştirdiği kuşaklarla, akademideki izleriyle, udundan dökülen nağmelerle, insanlığıyla ve Trabzon sanatına kattığı değerle yaşayan bir hafızadır. Ceyhan Hoca, Trabzon’un Floransa düşünde yalnızca bir ressam değil; o düşü mümkün kılan ustalardan biridir. Bazı insanlar bir şehirde yaşar; bazıları ise o şehrin ruhuna karışır. Ceyhan Hoca, Trabzon’un ruhuna fırçasıyla ve mızrabıyla hayat veren, o ruhu tuvallerde, o eşsiz desen defterlerinde ve kalplerde ölümsüzleştiren yaşayan bir çınardır.

Onu yazmak, benim için yalnızca bir ressamın yaşam öyküsünü anlatmak değildir. Bu yazı, aynı zamanda bir öğrencinin hocasına duyduğu vefanın, minnetin ve sevginin ifadesidir. Çünkü Ceyhan Murathanoğlu benim için sadece Trabzonlu ünlü bir ressam değil; sanat yolculuğumda iz bırakan, bakışıyla, sözüyle, duruşuyla bana yol açan bir hocadır. Onun atölyesinde geçen yıllar, bana resmin yalnızca tuval üzerinde var olmadığını öğretti. Resim; insanın duruşunda, sabrında, bakışında, bir öğrencisine söylediği tek bir kelimede, bir hayale ortak olurken titreyen seste de vardır. Ceyhan Hoca’nın sanatındaki derinlik, biraz da buradan gelir: insana dokunan, öğrencisini gören, emeği kutsayan, şehrine ve ülkesine inanan bir yürekten.

Bugün onu yazarken yalnızca yaptığı resimleri değil; yetiştirdiği sanatçıları, dokunduğu hayatları, kuşaktan kuşağa taşıdığı sanat inancını da düşünmek gerekir. Ceyhan Murathanoğlu, Trabzon’un sanat belleğinde yalnızca bir isim değil; bir ekol, bir duruş, bir öğretmenlik ahlakıdır. Benim içinse en sade cümle şudur: İyi ki Ceyhan Hocamın öğrencisi oldum. İyi ki onunla aynı atölyede boya kokusunu soludum. İyi ki o “kardeşim” diye başlayan cümleler, benim sanat yolculuğumun en kıymetli yerinde duruyor. Ceyhan Murathanoğlu, Ganita’nın kumlarından başlayan çizgisini bugün hâlâ Trabzon’un sanat hafızasında sürdüren yaşayan bir değerdir.

Dipnot: Bize yalnızca resim yapmayı değil; bakmayı, görmeyi, sabretmeyi, hayata merhametle ve zarafetle yaklaşmayı da öğreten; sanatla kurduğu dünyasını cömertçe bizlerle paylaşan koca yürekli insan… Allah seni başımızdan eksik etmesin Hocam.

{ "vars": { "account": "UA-28164355-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } } { "vars": { "account": "G-DQTZ4JSXP4" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }