İyi de… Sahi, bu adalet dediğiniz şey sadece size dokunduğunda mı aklınıza geliyor?

Bakın, iki kulüp de bu ligin en çok kazananı… Kupalar, şampiyonluklar, say say bitmez… Ama işin ilginç tarafı ne biliyor musunuz? En çok kazananlar, en çok mağduriyet anlatanlar…

İşler yolundayken sistem güzel… Kupa gelince “büyük takım refleksi”… Ama bir şey ters gidince… Bir anda “hakemler, yapı, düzen…”

İyi de bu iş böyle mi yürüyor gerçekten? Hiç dönüp şu soruyu sordunuz mu kendinize: Bu ligde kim gerçekten yıllarca törpülendi? Kim zirveye çıkarken hep bir şekilde aşağı çekildi?

Trabzonspor’un yıllarını açıp bir bakın mesela… Sadece bir sezona değil, bir döneme… Kaç kez tam “oluyor” denildiğinde başka şeyler oldu?

Ama o zaman ses yok, çünkü mesele sizi ilgilendirmiyor.

Şimdi VAR konuşuluyor ya… Bugünkü hâli bile tartışmalı… Peki o teknoloji o yıllarda olsaydı?
1996 aynı biter miydi?
2005 bu kadar rahat geçiştirilir miydi?
2011 bugün konuşulduğu gibi mi konuşulurdu?

Bunları hiç masaya koydunuz mu? Mesele dün akşam değil aslında, mesele yıllardır değişmeyen bir bakış açısı.

Kendinize gelince “adalet”… Başkasına gelince “futbolun doğası…”

İşte tam da bu yüzden… Bu tartışma hiçbir zaman bitmiyor.

Çünkü herkes adaleti kendi penceresinden tanımlıyor.