Malumunuz son yılların en soğuk ve en yağışlı Mayıs aylarından birini
geçiriyoruz.
Türkiye’nin dört bir yanından sel felaketleri, heyelanlar, çöken
yollar, yıkılan köprüler ve sular altında kalan evlerle ilgili haberler
art arda geliyor.
Aslında yaşananlar hiç de sürpriz değil.
Zira doğanın bir dengesi var…
Ve o denge bozulduğunda, bedeli er ya da geç ağır oluyor.
“Denizden aldığını, deniz bir gün geri alır.” Sözünü atalarımız
boşuna söylememiş.
Üstelik bu uyarı yalnızca denizler için de değil.
Göller, dereler ve bütün doğal yaşam alanları için de geçerli.
★
Bugün Trabzon’daki göl kenarlarına, dere yataklarına bi’ bakın…
Karadeniz sahillerine göz gezdirin…
Bir zamanlar suyun özgürce aktığı, toprağın nefes aldığı alanların
büyük bölümü betonla kapatılmış durumda.
Deniz dolduruluyor…
Dere yataklarının yanı başına binalar yapılıyor…
Kıyılara oteller, restoranlar, sosyal tesisler dikiliyor…
Dolayısıyla, her yoğun yağış sonrası ortaya çıkan tablo da bunun en açık
göstergesi oluyor.
★
Taşan dereler…
Sular altında kalan yollar…
Toprak kaymaları…
Yıkılan istinat duvarları…
Bilhassa belirtmeliyiz ki bunların önemli bir kısmı yalnızca doğal
afet değil, yanlış şehirleşmenin sonucudur.
★
Belki şehrimizin konumu coğrafi olarak sıkıntılı ve dar, eyvallah…
Lakin bugün konuştuğumuz meseleler bir öngörüden ziyade, yaşanan
gerçeklerin de ta kendisidir.
Siz dere yatağını daraltırsanız, su bir gün yönünü yeniden bulur.
Sırf turizme katkı olur düşüncesiyle kalkıp denizi doldurursanız, dalga ve
fırtına zamanı geldiğinde o alanı zorlamaya başlar.
Hasılı…
Yanlış zemine yapı kurarsanız, ilk büyük afette ağır sonuçlarla
karşılaşırsınız.
★
Bu nedenledir ki şehir planlaması noktasında özellikle yerel
yönetimlerin ve ilgili kurumların çok daha hassas davranması
gerekiyor.
Kısa vadeli kazançlar uğruna doğanın düzeni bozulmamalı.
Dere yatakları rahat bırakılmalı, kıyılar betonlaşmadan korunmalı.
★
Doğa alacağını tahsilde acele etmez ama verdiğini de unutmaz!
KAMUDA UYUŞTURUCU DENETİMİ ŞART!
Adalet Bakanı Akın Gürlek’in uyuşturucuyla mücadelede ortaya
koyduğu “sıfır tolerans” yaklaşımı, başta anne babalar olmak üzere
toplumun geniş kesimlerinde olumlu karşılık buluyor.
Ancak bu mücadele yalnızca operasyonlarla sınırlı kalmamalı.
Başta kamu kurumları olmak üzere birçok alanda daha sıkı denetim şart.
★
Trabzon’da da uyuşturucu tehdidi konusunda ciddi endişeler var.
Bilhassa kamu çalışanlarına yönelik düzenli uyuşturucu testleri
gündeme alınmalı.
Uyuşturucu kullandığı tespit edilen kişiler hakkında gerekli işlemler
gecikmeden uygulanmalı.
Ezcümle.
Madem mücadelede motivasyon ve kararlılık hat safhada.
O halde etkin denetim mekanizmaları hayata geçirilmeli.