Açıklamalarda bulunan Erdöl, ‘İki farklı Trabzon var. Evet, Trabzon ama bizim için, Trabzon’da olmayanlar için de Trabzon zor geçiyor. Her an, her zaman Trabzon’la iç içe olmak istiyoruz. Geçenlerde, Akdeniz illerinden birisinden bir dostumuz ile yazın köye gitmiştik. Oraları falan görünce dedi ki: “Sizin başarılı olmaktan başka çareniz yok, anladım.” Dedi ki: “Trabzonluların niye başarılı olduğunu ben buraları görünce anladım.”
Şimdi tabii ki bizim köylerimiz, hepimizin birçoğumuzun bildiği üzere, yaşam şartlarının zor olduğu, okuldan gelen insanın tarlaya, bağa, bahçeye mutlaka çalışmak zorunda olduğu, en başta iklim şartlarıyla, araziyle savaşmak zorunda olduğu bir hayatın içindeydi. Biz böyle bir hayat tarzıyla büyüdük ve hakikaten başarılı olmaktan başka çaremiz de yoktu.
Allah nasip etti, Allah’a hamdolsun ki çocukken hiç ummadığımız, düşünemediğimiz yerlere ve imkanlara sahip olduk. Allah’a ne kadar şükretsem azdır. Çünkü bir sürmene köyünden, orman gibi bir köyde doğup büyümüşsünüz. Trabzon’a bile ben lise bitirinceye kadar belki iki üç sefer gelebilmiş bir insanken; orada üniversitede öğretim üyesi olmak, o şehri temsil edebilen bir milletvekili olmak, bir üniversiteyi kurmak ve insanların, çocukların hayat tarzına dokunabilmek büyük bir imkandır. Bunu bahşeden Allah’a hamdolsun.
Elimizden geldiğince de bilgimizi, çalışmalarımızı ve birikimimizi insanlığa, insanlara, çocuklara, gençlere faydalı olabilmek için harcamaya çalıştım. Bundan da büyük bir bahtiyarlık duyuyorum.
Şimdi “Trabzon zor” dediğiniz için şöyle bir soru sorma ihtiyacı hissettim hocam. Sürmene’den çıkıp devletin en önemli, üst düzey görevlerinde bulunma nasibine eriştiniz. Böyle bir süreç yaşadınız. Sizi siz yapan kırılma anı ne oldu?
Vallahi onu pek bir şeye bağlayamam ama şunu söyleyebilirim: Ben lise bitirinceye kadar Sürmene’den hiç ayrılamadım, ayrılmadım. Daha sonra hava harp okulu sınavlarına girdim. Orada her şey yolunda giderken iklimsel bir rahatsızlık nedeniyle elendim ve ayrıldım. Sonra tıp fakültesine gitmiş oldum.
Tıp fakültesi, Sürmene Lisesi’nden mezun olup gidebilmek o zamanlar için çok büyük bir hayaldi. Belki bir ya da iki kişi vardı. Hamdolsun iki sene üst üste tıp fakültesi kazandım. Önce Diyarbakır Tıp Fakültesi’ne gittim, sonra İstanbul’da Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde okudum ve bitirdim.
Hamdolsun, bana hayatımın yönünü veren en önemli kırılma noktası tıp fakültesine gitmiş olmak oldu. İkinci kırılma da mesleğim olan kardiyoloji uzmanlığını seçmemdir. Birçok yerde, birçok kritik görevde bulunmamın sebebi de budur diye düşünüyorum.
Hasta hikayeleriyle ilgili konuşan Erdöl, ‘Hasta hikayeleri çok. Belki de en çok etkileyen hasta diye bir şey yok; çünkü her hasta kendine özgü ve her hasta insanı etkiliyor. Ben kalp hastalıkları uzmanı olarak şunu gördüm: Bir hasta kalp kriziyle geliyor ve bir noktada sizin elinize düşüyor. Onu kendi yakınınız gibi görmeden, onunla bütünleşmeden şifa vermeniz mümkün değil.
Yakın bir bağ kuruyorsunuz, kurmanız da gerekiyor. Bu bağı kurduğunuzda ne oluyor? O hastayla birlikte siz de hasta oluyorsunuz. Hasta vefat ettiğinde siz de vefat ediyorsunuz. İyileştiğinde siz de iyileşiyorsunuz. Yani onunla birlikte yaşıyorsunuz. Hekim, o süreci hastasıyla birlikte yaşıyor.
Dolayısıyla biz böyle yaklaşmaya çalıştığımız için benim için aslında her hasta aynı. Hekim kimliğinizde biraz…’
Dumansız hava sahası projeleriyle ilgili konuşan Erdöl, ‘Şimdi şöyle söyleyeyim, tabii bunların hepsi bir nasip. O dönem içerisinde iki dönem Trabzon’da, bir dönem de Ankara’da milletvekili olarak görev yaptım. Onun için Ankara ile Karadeniz’i birleştirerek “AnkaraDeniz” markasını oluşturduk. Ankara’daki Karadenizliler olarak AnkaraDeniz.com diye de bir siteyi oluşturduk.
Nasip oldu, hakikaten Trabzon’daki bütün hastanelere emeğimiz oldu. Ankara’da da ilçe hastaneleri, şehir hastaneleri hariç hemen hemen tamamının projelendirilmesinde katkımız oldu. Gölbaşı’ndan Pursaklar’a, Etimesgut’tan Kızılcahamam’a, Elmadağ’a kadar Ankara’daki birçok ilçede çalışmalar yaptık. Trabzon’da da Hayrat’tan Köprübaşı’na, Şalpazarı’ndan Vakfıkebir’e, Sürmene’den Kaşüstü’ne kadar pek çok noktada hastanelerle ilgili katkılarımız oldu.
Trabzon’da diş hekimliği fakültesinin, eczacılık fakültesinin, ilahiyat fakültesinin ve hukuk fakültesinin kurulmasında da emeklerimiz oldu. Trabzon’a borcumuzu ödemek için daha fazla çalışmamız gerektiğini de düşünüyorum. Ama hizmetlerimiz sadece sağlıkla sınırlı kalmadı.
Çamurlu Tersanesi’nin tamamlanmasında katkımız oldu. Ulaşım açısından Karadeniz’i doğuya bağlayan Salmankaş Tüneli’nin projelendirilmesi ve hayata geçirilmesinde de emeğimiz oldu diyelim. Trabzon günlerinin ilk ortaya çıkışında da Sayın Faruk Özak abimizle birlikte çalıştık. Onu da saygıyla anıyorum, gerçekten çok büyük emekleri var. Faruk Özak abimiz, Şenol Güneş Hocam gibi Trabzon için ayrı bir marka, ayrı bir değerdir. Onları unutmamak, her zaman hatırlamak gerekir.
Numune laboratuvarı da sağlıktaki dönüşüm açısından önemli katkılar sağladı. Ülke gençliğine ve toplum sağlığına ciddi faydalar sundu. Binlerce insan belki kanserden ve solunum hastalıklarından korunmuş oldu. İnşallah bu çalışmalar daha da güçlenerek devam eder.
Bunun dışında çok fark edilmeyen ama önemli düzenlemeler de yapıldı. Örneğin geçmişte çarşıda, pazarda sıkça görülen tiner bağımlılığı gibi sorunlar vardı. Tütün kanunu ile birlikte ve uçucu maddelere yönelik yapılan düzenlemelerle çocukları bu zararlı alışkanlıklardan korumaya yönelik adımlar attık. Okullarda kullanılan bu tür maddelere erişimi zorlaştırdık. Bugün bu görüntülerin büyük ölçüde ortadan kalktığını görüyoruz.
Alkolle ilgili düzenlemeler yapıldı. Üniversite-sanayi iş birliğini sağlayan kanunlar hazırlandı. Birçok önemli hukuki düzenlemeyi hayata geçirmek nasip oldu. Bundan dolayı da mutluyum.’
İHA’ların yapım sürecine verdiği katkıyı anlatan Erdöl, ‘Tabii burada ne derece söylemem doğru olur bilmiyorum ama belki de yapmış olduğumuz en güzel, en hayırlı işlerden birisi; 2004-2005 yıllarında insansız hava araçlarının henüz prototip ve proje aşamasındayken Selçuk Bayraktar Bey’in babası rahmetli Özdemir abinin kuvvet komutanlığı nezdinde irtibatını sağlamam oldu. Bu da bir nasip oldu.
O zamana kadar “omuzdan atılan bu şeyler ne işe yarayacak, niye yapılacak” diye düşünülüyordu. Ben ise 15 yılın üzerinde askeri hekimlik yaptım, çok kamplara ve tatbikatlara katıldım. Bu teknolojinin askeri amaçla kullanılabileceğini düşündüm.
Dönemin kuvvet komutanından randevu alarak bu cihazlardan yararlanılması gerektiğini ifade ettim. “Bu insanları nerede bulabiliriz?” denildiğinde, ben de her ihtimale karşı bu bağlantıyı kurdum. Rahmetli Özdemir abi ile o dönemin Jandarma Genel Komutanı görüştü ve çok güzel bir iş birliği ortaya çıktı.
Ondan sonra da süreç hızla ilerledi. Bu nedenle memlekete karşı önemli bir hizmet yaptığımı düşünüyorum.’
Arkada bayağı bir genç arkadaşım var. Arkadaşlar, bir kere bizim ihtiyacımız olan şey çalışmak, başarılı olmak. Trabzonlunun karakteri… Tabii burada Trabzonlu olmayan ama Trabzon’a sevdası olan, Trabzon’u seven insanlar için de aynı şey geçerli. Başarılı olmaktan başka çaremiz yok.
Onun için yarıştığımız kişiler… Şenol hocamın dediği gibi, önce kendinizle yarışacaksınız. Doğru söylüyor. Başarılı olmaktan başka çaremiz olmadığını düşünmemiz lazım. Ve okumayla, bilgi edinmeyle irtibatımızı hiç kesmememiz lazım.
Şahsen ben şöyle söyleyeyim; eşim de, torunlar da biraz rahatsız ama ben şu anda tıp tarihinde doktora yapıyorum. Okumaktan zevk alıyorum. Hukuk fakültesinde öğrenciyim. Şimdi diyorlar ki “Ne yapacaksın hukuk okuyup, avukat mı olacaksın?” Avukat olmayacağım. Hâkim, savcı da yaş itibarıyla olamam. Ama bu gençlere bir karakter aşılamaktır.
Yani eğitimle, okumayla irtibatı kesmemek lazım. Bakınız, şu anda bir üniversitede ders veriyorum, başka bir üniversitede ders alıyorum. Bunun maddi olarak bir ihtiyacı yok. Ne ders vermeye ne ders almaya. Ama bu bir karakter meselesidir. Gençlere bu karakteri aktarmamız lazım.
Yaklaşık yirmi kitap oldu. Osmanlıca eserleri de bugünkü yazıya çevirmeye çalışıyorum. Çoğu tıbbi eser olmak üzere bunların birçoğu da yayınlandı.
Tabii bu arada nasip oldu, üniversite kurmak durumumuz oldu. Sağlık Bilimleri Üniversitesi’ni kurdum. Sıfırdan, tamamen sıfırdan. Oradan on yıl içinde dünyada listelere giren, sıralamalara giren büyük bir üniversite haline geldi. Yirmi binin üzerinde öğrencisi olan bir yapı oluştu. Cumhuriyet tarihinde belki de en fazla profesör ve doçent ataması yapan kişi olduğumu söyleyebilirim. Bundan da büyük gurur duyuyorum.
Çok insan yetiştirdik, yetiştirmeye de devam etmemiz lazım. Bu üniversiteden baktığımızda on bir tane tıp fakültesi var. Ve gurur kaynağı olarak, Trabzon’a bir vefa borcu olarak gördüğüm şekilde, Trabzon’da da bir tıp fakültesi kurduk. O dönem Sağlık Bilimleri Üniversitesi’ne bağlıydı, şu anda Trabzon Üniversitesi’ne bağlandı.
Yurt dışında da birçok ülkede eğitim planlaması yaptık ve eğitim verdik. Bunların hepsinde eğitim dili Türkçe oldu. Hiçbir zaman Türkçeden taviz vermedik. Başka bir devletin diliyle kendi insanımızı ya da başka milletleri eğitmek aklımın ucundan geçmedi.
Şu anda Özbekistan’da, Buhara’da tıp fakültesi mezunlarını geçen yıl verdik. Eğitim dili tamamen Türkçe, Özbekçe-Türkçe. Suriye’de verilen diplomalar da inşallah bu sene olacak. Orada da eğitim dili Türkçe ve kısmen Arapça.
Rektörlük görevini de değerli dostum Kemalettin Aydın Bey’e devrettim. O da çok daha başarılı bir şekilde farklı ülkelerde eğitim hizmetlerine devam ediyor.
Sadece bir sağlık hizmetini sunmanız yetmiyor, ona vatandaşın ulaşabilmesi de lazım. Yani bugün Amerika’da çok önemli büyük hastaneler var ama yanındaki vatandaş parası yoksa o hastaneye gidemez.
Ama Türkiye, hem hastaneleri olan hem de onlara herkesin ulaşabildiği büyük bir potansiyel oluşturdu. Bu sadece Türkiye için değil, çevre ülkeler için de büyük bir umut kapısı oldu.
Bundan sonra yapılacak şeyler ise, zannediyorum sağlıkta dönüşümü tamamlayacak adımlar olacak. Tıbbi cihaz, alet, aşı ve ilaç üretiminde bizim ön almamız lazım. Bunu pandemide de tecrübe ettik, kesinlikle büyük bir ders oldu. Bunu öncelememiz gerekiyor.
Türkiye teknolojik olarak birçok şeyi üreten bir ülke. Neden tıbbi cihazlarda yabancılara mahkûm olalım? Çünkü ülkemiz çalkantılı bir coğrafya içinde. Herhangi bir sıkıntılı durumda ilacı ve tıbbi malzemeyi tedarik edemezsek çok zor durumda kalırız.
Onun için bunu kendimizin yapması gerekiyor. Aynen uçaklar gibi, aynen tanklar gibi… Bunlar da bizim sağlık alanındaki “savaş aletlerimiz”. Onlara da mutlaka kendimiz sahip olmalıyız.
Bağımsızlığımızın en önemli unsurlarından biri de gıdada, ilaçta ve tıbbi malzemede bağımsız ve hür olabilmektir. Savunmada nasıl vazgeçilmezse, sağlıkta da aynı şekilde vazgeçilmezdir.
Ben 2012 yılında tatildeydim. Birden denildi ki erken seçim var. Biz de o zaman siyasetçileri çok tenkit ediyoruz: “Şöyle yapıyorlar, böyle yapıyorlar.” “Bari siz iyisini yapın” diye düşünüyorduk. “Bir kötüyü azaltayım” diye başka bir şey söylemek istemiyorum.
Son üç gün, dört gün kaldı. Eşim dedi ki: “Müracaat edeceksen bak dört gün kaldı.” Ben de aradayım; müracaat etsem mi etmesem mi… “Hadi” dedik, bir de hanım sözü dinleyelim. Hep dinliyoruz ya… Hanım sözü dinleyerek müracaat ettik. Dinlemişiz dediğimiz şeylerden birisi o. Kendisine teşekkür ediyorum.
Tabii ondan sonra “keşke yapmasaydım” dediğim çok şey var. Zaman zaman Trabzonluluğumuz tutuyor, sinirleniyoruz. Bazı insanların kalbini mutlaka kırmışızdır. Keşke kırmasaydım diyorum.
Bir kere şunu ayırmak lazım: Trabzonlu insan nüfus kâğıdıyla birlikte oluyor. Ama Trabzonsporlu olmak daha geniş bir yelpaze. Yani “Bize her yer Trabzon” dedirten büyük ölçüde Trabzonsporlular.
Trabzonlu olmayıp Trabzonsporlu olanlar bence daha değerli. Çünkü hakikaten Trabzon’u ve Trabzonspor’u onlar bizden daha fazla sahipleniyorlar. Gittiğimiz yurt dışında, yurt içinde değişik yerlerde Trabzonsporlu olanın hep ayrıcalığını yaşadık, yaşamaya da devam ediyoruz.
Ben Trabzonsporlu olmayı, Trabzonlu ve Trabzonsporlu olmayı Allah’ın bir lütfu olarak görüyorum. E tabi normal insanlar da olacak ama biz bir türlü normal insan olamıyoruz.





