Trabzon bugün tarihinin en büyük ulaşım ve altyapı hamlelerinden birini yaşıyor. Şehrin dört bir yanında şantiye var, proje var, hareket var. Güney Çevre Yolu’ndan Kanuni Bulvarı’na, raylı sistemden yeni havalimanına kadar uzanan geniş bir yatırım zinciri konuşuluyor.
43 kilometreyi aşan Güney Çevre Yolu, şehir içi trafiği rahatlatacak en kritik projelerden biri. Kanuni Bulvarı sahile bağlandığında şehir içi ulaşımda ciddi bir rahatlama sağlanacak. Akçaabat’tan Yomra’ya uzanması planlanan kent içi raylı sistem, Trabzon’un ulaşım vizyonunu değiştirecek. Yeni pist ve yüksek kapasiteli terminaliyle planlanan Trabzon Yeni Havalimanı, şehri Karadeniz’in uluslararası kapılarından biri haline getirecek.
Bunlara ek olarak;
• Of–Çaykara, Akçaabat–Düzköy ve Vakfıkebir bağlantı yolları,
• İlçelerde süren duble yol ve iyileştirme çalışmaları,
• Tüneller, viyadükler ve kıyı tahkimat projeleri,
Trabzon’un altyapı çehresini köklü biçimde değiştiriyor.
Bu noktada şu soruyu sormak gerekiyor:
Bu projelerin sürekliliğini konuşabilir miydik? Proje üstüne proje ekleyebilir miydik?
Şehrin evladı olarak Abdulkadir Uraloğlu bugün Türkiye’nin en büyük ve en stratejik bakanlıklarından biri olan Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı koltuğunda oturuyor. Bu koltuk sadece bir makam değil; milyarlarca liralık yatırımın planlandığı, Türkiye’nin ulaşım omurgasının yönetildiği bir merkez.
Ve kabul edelim ki; bir şehrin evladının bu makamda olması, o şehrin projelerinin takibinde ciddi bir avantajdır.
Sadece Yatırım Değil, İnsan Dokunuşu
Ancak meseleyi sadece asfalt ve beton üzerinden okumak eksik olur.
Bir Trabzonlu bakan olduğunda şehirde bir özgüven artışı yaşanıyor. İnsanlar “bizden biri” duygusunu hissediyor. Coşku artıyor, azim artıyor. Şehre her gelişinde sadece protokol programı yapmıyor; vatandaşla konuşuyor, esnafla görüşüyor, gülüyor, talepleri not alıyor.
Hastaya dokunuyor, öğrenciyle sohbet ediyor, şehrin en ücra noktasındaki insanın derdini dinliyor. Bu temas, sadece yatırım diliyle açıklanamaz. Bu, bir hemşehrilik bağıdır.
Makamın ağırlığına rağmen mütevazı duruş sergilemek, amir kimliğiyle değil insan kimliğiyle öne çıkmak, siyasette nadir görülen bir özellik. Belki de bu nedenle Türkiye’nin en büyük bakanlıklarından birinin sorumluluğu kendisine emanet edildi.
Olmasaydı Ne Olurdu?
Gerçekçi olalım.
Böylesine büyük projelerin yatırım programına alınması, hızlandırılması ve kararlılıkla sürdürülmesi güçlü bir siyasi irade gerektirir. Eğer Trabzonlu bir isim bu makamda olmasaydı:
• Güney Çevre Yolu bu hızda ilerler miydi?
• Raylı sistem yatırım programına girer miydi?
• Yeni havalimanı projesi bu kadar net takvimle konuşulur muydu?
• İlçelerdeki yol yatırımları aynı anda bu ölçekte yürütülür müydü?
Belki yine bazı projeler olurdu. Ama süreklilik, hız ve öncelik meselesi farklı olurdu.
Şehrin Evladına Sahip Çıkmak
Trabzon’un bugün konuştuğu yatırımlar tesadüf değil. Planlama, takip ve kararlılığın sonucu. Elbette devlet yatırımı devletindir; hiçbir hizmet kişisel değildir. Ancak şehrin evladının bu sürecin merkezinde olması önemli bir motivasyon kaynağıdır.
Bir şehre hizmet eden değerlerine sahip çıkmak; aslında o şehrin geleceğine sahip çıkmaktır.
Trabzon bugün sadece yatırım konuşmuyor; özgüven konuşuyor.
Sadece yol yapmıyor; vizyon inşa ediyor.
Ve bu vizyonun merkezinde, hemşehrilik bağını koparmadan büyük bir sorumluluğu taşıyan bir isim var.
Mesele sadece beton değil.
Mesele, şehre inanmak.