Bu yönteme gitmek kara bir leke olacak!

Trabzonspor Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu, eski başkanlardan Faruk Nafız Özak için 40 yıl önce yine eski başkanlardan Özkan Sümer’in dost sohbetinde kullandığı bir sözü alıp, kamuoyuna mal etmesinden sonra gelen tepkilere karşı koyamayınca, ‘Ben bu sözü, Özkan Sümer’in söylediğini ve şimdi bir dönemler can düşmanı olanların bana karşı birleştiğini anlatmak istedim’ ifadeleriyle savunmaya geçti ve benim de aklıma aynı noktada bir başka örnek geldi.

 İyi hoş da, daha düne kadar senin fotoğrafını yayınlamama ve hakkında bir tek olumlu kelimenin dahi yazılmaması için talimat alan gazetelerin şimdi seni allayıp pullaması ve karşı cepheye saldırı üzerine saldırı düzenlemesini nasıl açıklayacağız? Ya da, ‘Benim ağabeyim’ diyerek yola çıktığın, eski Başkan Nuri Albayrak için istifa ettikten sonra kullandığın, ‘Adam değilmiş, abi bildik ama onunla aynı semtte oturduğum için bile utanıyorum’ sözlerini sarf etmenin ardından şimdi kol kola görüntünüzün sebebi ne ola ki!...

Demem o ki, Trabzonspor’da tarih boyunca düşman kardeşler hep olmuştur. Birinin ak dediğine, diğerinin kara demesi normal vaka gibi gözükür. Bu sizin cephe için de böyledir. Karşı cephe içinde… Ama arada bir fark var. Şu anda size karşı birleşenlerin tarih boyunca şu yada bu şekilde bir Trabzonspor aşkları ve bunun yaşamlarına somut yansımaları bulunur. Bordo-Mavi renkleri büyük oranda kendilerine dert edinir. Bayrağın yere düşmemesi için çaba harcarlar. Ve bu kesimler birçok dönem düşmanca birbirlerine tavır alsa da, kulübün çok zorda olduğunu gördüklerinde bir araya gelebilirler.

Ancak sizin cenahta bunu bir kez bile göremedim.  Bu noktada, görevdeyken yaptıklarına, istifa ettikten sonra yazdıklarına, konuştuklarına karşı çıktığım, sizin o koltuğa oturmanızda önemli rol oynayan eski asbaşkan Hayrettin Hacısalihoğlu’nun son yazısını mutlaka okumanı tavsiye ederim. Belki de en doğru tespitiydi size karşı birleşen cephenin nedenleri konusunda yazdıkları…

 

KONGRE EN DOĞRU SEÇENEK DEĞİL MI?

Gelelim asıl konumuza…

Bugün Trabzonspor’da önemli bir kesim imza kampanyası başlattı. Amaç, kulübe büyük zarar verdiği düşünülen ve gelecek adına endişe yaratan İbrahim Hacıosmanoğlu’nun kongreye zorlanması… Bu kampanyaya daha önce iki nedenle karşı çıktım. Hatta fikrimi soranlara da, “Bu yanlıştır. Çünkü yol olur. Yarın şartlar gereği seçime tek listeyle gidildiğinde ve 300-400 oy kullanıldığında o yönetimi 75 imzalı dilekçeyle devirme gibi bir durumla karşılaşılabilir. Ve hiçbir yönetim sağlıklı çalışamaz. İkinci karşı çıkışım da, camianın yüzde 80’ine yakın etkin isminin çabasına rağmen gerekli imza toplanamazsa, İbrahim Hacıosmanoğlu kahramanlaşır.”

Yine aynı düşüncedeyim ama bu kez bir farkla… Hacıosmanoğlu ve ekibinin bir an önce kulüpteki etkin görevlerinden uzaklaşmaları gerektiğine inanıyorum. Mahkeme kararlarını geciktirmek için ellerinden geleni yapan, 7 üyesinin istifasına rağmen kılını kıpırdatmayan bu yönetim beni gerçekten endişelendiriyor. Hele, Başkan İbrahim Hacıosmanoğlu’nun CEO Burak Gürdal ile birlikte kulübü yönetmesi ve yöneticilerin sadece medya mensubu bir kişinin aramasıyla konuşma hakkının bulunmasına rağmen koltuklarından bir türlü kalkmak istememeleri bir başka korku nedenim.

Niçin o koltukları işgal etmek için bu kadar diretiyorlar? O koltuklardan hangi çıkarı ya da gücü elde ediyorlar ki, böylesine aşağılanmalarına rağmen istifa etme gereği bile hissetmiyorlar?

Ve İbrahim Hacıosmanoğlu ile ekibinin görevde kalmaya devam etmesi halinde parçalanma çok daha hızlı bir şekilde devam edecek endişesi içindeyim. Bu parçalanma, Trabzonspor’a olan sevgiyi, ilgiyi, coşkuyu yok ederse Sakaryaspor ve Kocaelispor gibi olma acısıyla karşılaşabiliriz.

Sonuç olarak, yönetimin bir şekilde gitmesi gerekiyor ve yeni bir kongreyle daha sağlıklı, camiayı kucaklayacak, Trabzonspor’un gerçeklerini uygulamalarıyla yansıtabilecek güçlü, bilgili, birikimli, kararlı bir yönetime ihtiyaç doğduğunu düşünüyorum.

Eğer toplanan imzalar gerekli sayıya ulaşırsa, acırım İbrahim Hacıosmanoğlu’na… Çünkü bu kulübün tarihini bırakın, Türkiye futbol tarihinde imza kampanyasıyla düşürülen ilk yönetim olma acısını yaşayacaklar. Buna değer mi peki?

Bu kampanyayı başlatanların sonuca  varamaması halinde de, İbrahim Hacıosmanoğlu karşıtı cephenin ne duruma düşeceğini de bilmek için kahin olmaya gerek yok. Ama bu kesimin bir daha Trabzonspor üzerinde hesap yapmaması benim önerim.

Dinleyip dinlememe onların tercihidir!

Son sözüm İbrahim Hacıosmanoğlu ve yönetimine; “Bir imza kampanyasıyla, lekelenerek gitme yerine, kongreye giderek, daha güçlü bir yönetimle birlikte aday olup, yarışa girerek erdemli bir şekilde kazanmak, ya da kaybetmek çok daha doğru olmaz mı?

Söylemesi benden

Tercih sizin İbrahim Bey!...

 

***

 

BU FATURALARI KİM ÖDEYECEK?

Abdi Serdar Üstünsalih; Trabzonspor Mali İşlerden Sorumlu Başkan Yardımcısı. Yönetimin işini bilen isimlerinden biri görüntüsünü verdi çoğunlukla… Ancak uzun bir süre önce Christian Brüls isimli Belçikalı oyuncunun UEFA aracılığıyla kulübü 280 bin Euro ödemeye mahkum etmesi sonrasında asmış, kesmiş, esmiş gürlemişti ve, “Bu oyuncunun parasını, onun sözleşmesini tek taraflı feshedenler mi ödeyecek? Birileri hata yapıyor, gelen onun faturasını ödüyor, böyle şey olmaz” diye haklı olarak tepki göstermişti.

Ama ne yazık ki Trabzonspor’da çarklar hep böyle işlemişti. Geçmiş yönetimlerin faturasını, iş başına gelen yönetimler öder. Ancak onlar da cebinden bir lira çıkarmaz. Fatura tamamen kulübün sırtındadır. Bugün böyleydi, yarın da böyle devam edecek gibi!.. Benim sormak istediğim şu… Trabzonspor’da sayısız personel hiçbir gerekçe gösterilmeden işten atıldı. Buna her biri yüklü tazminatlar kazandı. En son, Genel Müdür Sinan Zengin için ödenecek tazminat 650 bin lirayı buluyor. Tolunay Kafkas’a belki de 4-5 milyon lira ödenecek.

Neden, kompleksli ve narsizme kayan bir görüntü sergileyen Başkan İbrahim Hacıosmanoğlu’nun, ‘Astım, kestim, yaktım yıktım’ tavrı yüzünden… Ve ona sesini çıkaramayan, ‘dur’ diyemeyen yöneticilerinin yarattığı ağır fatura kulübün sırtında yeni bir kambura sebep oluyor. Alınan, gönderilen, gönderilmek istenen yabancı futbolcuların faturası da çok ağır olacak.

Sayın Üstünsalih acaba kendi dönemlerinde yaratılan bu ucubeyle ilgili ne düşünür? Acaba ortaya çıkan ağır faturaları kulübe fatura etmeden kendi ceplerinden ödeyecekler mi? Yoksa o da, kendilerinden öncekilerin yaptığı gibi, ‘vurun abalıya’ anlayışını mi sürdürecek?

Evet sizi dinliyorum, Sayın Üstünsalih!..

 

***

BAK SEVGİLİ TOLGA!

Tolga Zengin geçtiğimiz günlerde ulusal bir gazeteye geniş açıklamalarda bulunmuş, önemli mesajlar vermiş ama bir yere kafam takıldı. Sevgili kardeşim Tolga diyor ki, “Namaz kıldığım için yöneticiler tarafından eleştiriliyordum.’

İyi de Tolga, keşke namaz kıldığın zaman seni eleştiren yöneticileri hemen deşifre edebilseydin. Bugün iktidara şirin gözükme amacı içinde olduğunu bize en azından düşündürmezdin. Ve, ‘Helal olsun, inancı kullananların iktidarda, ya da dini kullananların çok güçlü olmadığı bir dönemde, hem de kendi çıkarlarına da dokunacak olmasına rağmen, inancı için birçok tehlikeyi göze aldı’ diyebilseydik ve sonuna kadar arkanda durabilseydik.

Ama şimdi senin yaptığının, tam da güç odakları karşısında pozisyonunu daha da geliştirmek, şirin gözükmek, da dalkavukluk yapma gibi algılanması kadar doğal bir şey olamaz!

Kaldı ki Tolga kardeş; Mutlaka biliyorsundur ama ben yine de bir kez daha hatırlatayım istersen… Bu ülkenin özellikle geri kalmış, tutucu bölgelerinde dincilerin güç olmadığı zamanlarda kız çocuklarının başları zorla bağlatılıyordu. Babaları, anneleri tarafından belli bir yaşam tarzına yönlendirilmek için aşırı baskı altında tutuluyordu. Şimdi bu daha da alevlendi, baskı neredeyse şiddet noktasına geldi. Anadolu coğrafyasının büyük bölümünde Namaz kılmayan, oruç tutmayanların nasıl da dışlanmaya çalışıldığına hiç tanıklık etmedin mi? Dayak yiyenleri, öldürülenleri duymadın mı?

Bir de, ‘İnanan inandığını yapsın’ diyorsun ve sahada Hristiyan didine mensup futbolcuların istavroz çıkardığını, Müslümanın da dua etmesinin doğal olduğunu dile getiriyorsun.

Bak kardeş; Dine gerçekten bağlı olan ve onu saf duygularla yaşamak isteyen her insan, tüm ibadetlerinin Tanrı ile arasında kalmasını ister. Ama onu kullanmak isteyen de, gösteri yapar… Tıpkı gol attıktan sonra abdesti olmadığı halde sahanın ortasında secdeye yatan, maça başlarken kenarda dua eden Müslüman olduğunu söyleyen, istavroz çıkararak gerçekleştiren Hristiyan olduğunu ifade etmek isteyen futbolcular gibi…

Yazık ki kullanılmayan bir tek değer kalmadı dünyamızda…

Ve en kutsal kabul edilmesi gereken din baş role kondu sayenizde!..

{ "vars": { "account": "UA-28164355-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } } { "vars": { "account": "G-DQTZ4JSXP4" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }