Selçuk İnan, futbol hafıza işidir. Kim nereden geldiğini, hangi formayla büyüdüğünü unutmaz. Unutmaması da gerekir.
Trabzonspor’a karşı oynanan maçlarda sergilenen tavırlar ister istemez şu soruyu sorduruyor: Bu hırs kime, bu gerginlik neden? Saha kenarında yükselen tansiyon, oyunculara sirayet eden her düşüş, her itiraz, oyundan çok başka bir mücadeleyi işaret ediyor.
Aynı refleksleri başka maçlarda göremiyoruz. Türkiye’nin büyük kulüplerine karşı daha kontrollü, daha ölçülü bir Selçuk İnan varken, konu Trabzonspor olduğunda tablo değişiyor. Bu değişim tesadüf mü, yoksa bastırılmış bir hesaplaşmanın dışa vurumu mu?
Oysa bu şehir duygusaldır ama adaletsiz değildir. Hakkını verene de, çizgisini bozana da aynı netlikle karşılık verir. Trabzonspor camiasını tanıyan biri için bu sınırlar bellidir. O sınırları zorlamak kimseye kazandırmaz.
Teknik direktörlük; sadece oyunu değil, duyguyu da yönetme sanatıdır. Sahadaki 11 kadar, kenardaki duruş da sonuç üretir. Geçmişin ağırlığıyla değil, bugünün aklıyla yürümek gerekir.
Bu hikâye gerilimle değil, olgunlukla yazılır.
Ve bazı kapılar, ancak doğru duruşla açık kalır.