BİR ZAMANLAR TRABZON Yetmişli Yıllar...

Kim ne derse desin, modern çağ, iletişim çağı, drone çağı, robot teknoloji çağı, yapay zeka çağı, Uzay teknolojisi çağın da, yaşamaktansa yetmişli yılların o büyülü atmosferinde tekrar yaşamayı çok arzu ederdim.

Çocukluk bizi birleştirir,
Ama hayat kimin yalnız kalacağını belirler.

Çocukken el ele yürürüz.
Zamanın sonsuz olduğunu sanırız.
Sanki hep birlikte kalacakmışız gibi.
Oysa hayat çoktan bizi sıraya yazmıştır.

Yaşadığımız yetmişli yılların o büyülü atmosferinde belki bir çok şeyimiz eksikti ama yaratıcı ruhumuz, birleştirici ve paylaşımcı mahalle kültürümüz vardı.

O yıllardan bu yıllara ailelerimizden sevdiklerimizden, eşimizden dostumuzdan çok insanları kaybettik.

Ama duygulu bir şarkının nağmesinde sevdiklerimizi hatırlayınca için için ağladık.

Bu bir trajedi değil.
Hayatın gerçeği.
Ama burada görünmeyen bir çekirdek inanç vardır:
Birçok insan çocukken şunu öğrenir:

“çoluk, çocuk, Anne baba, nasıl olsa ailece sonsuza kadar hep birlikte olacağız”

Değil tabii ki !!!
Bu yüzden
aramayı erteler,
affetmeyi erteler,
söylenecek sözleri erteleriz.

Oysa gerçek şu:
Hiçbir bağ sonsuz değildir.!
Hiçbir insan kalıcı değildir.!
Bu yüzden bugün hâlâ aileniz hayattaysa
onları arayın
sarılın, konuşun.

Çünkü bazen bir ilişkiyi korumak
sadece sevgi değil,
bilinçli bir seçimdir.
Ve büyümek demek…
sevdiklerini kaybetmeden önce
onların kıymetini bilmeyi öğrenmektir.

Gerçek sevgi ertelenmez. Çünkü hayat kimseye sonsuz zaman vermez.

Yaşadığımız kent Trabzon !!!
İmparatorları, sultanları, Cumhurbaşkanlarının bağrından çıkaran Trabzon.!!!

Geçmişe dönük özlemimiz hiç bir yaşta bltmesede bu Aziz ve kutsal şehri yeterince koruyamadık.

Günlük heves ve idealler uğruna, geçmişimizi, kültürümüzü,

Allah'ın bizlere bahşettiği bu muhteşem toprakları çevremizdeki yemyeşil doğayı korumayı beceremedik. Betona ve asfalta teslim ettik.

Teşke, çamurlu topraklar içinde yine top oynayabilseydik, akşama kadar top oynayıp, elimiz yüzümüz kir, pas içinde eve geldiğimiz zaman annemiz bizi terliğin tersiyle dövseydi, süpürgeyle kovalasaydı.

Babamız eve geç geldiğimizde sobanın maşasıyla bizi korkutsaydı.

Ders kitabı yerine Tommiks Teksas okuyup ödevlerimizi yapmadan okula gidince öğretmenimiz bizim kulaklarımızı çekseydi.

Şimdilerde bunları bile arar hale geldik, hatıralarımız ve anılarımız belleklerimizde saklı kalsada gözlerimizle göreceğimiz canlı hatıralarımızı, bizi biz yapan mahallemizin arnavut taşlı sokaklarını, vuruş karış misket oynadığımız mahallemizin dar yollarını ve
Trabzon'umuzun Simge binalarını koca bir hiç uğruna kaybettik.

Yetmişli yıllar, yoklukta ve imkansızlıklarda bile bizlere mutlu olabilmeyi, kısacası çok şeyler öğretti.

Anne kokusunu, baba şefkatini, aile birliğini hepimiz çok çok çok özledik değilmi.

Hafta sonu geldiğinde sobalı bakır su kazanlarının sıcaklığını, kurnalı banyolarda yıkanmayı çok özledik değilmi.

Ne zaman evlerimize duş ve küvet kültürü girdi bu güzellikleri de kaybettik maalesef.

Bir gün geriye dönme şansımız olsaydı yine yetmişli yıllarda yaşamayı çok isterdik hepimiz değilmi.

Vakit tamam!.. seni terk ediyorum.
Bu, kırık ve incecik
Bir veda havasıdır.
Tutuşan ellerim den
Parmak uçlarına değen sıcaklık,
İncinen bir hayatın yarasıdır.

Kalacak tüm izlerin hayatımda.

Gözümden bir damla yaş,
Sızlayıp resmine aktığın da;
Bir yer bulabilsem keşke
Bir yer, seni hatırlatmayan;
Kan tarlası gelincik şafağında.

Ölümse, korktun.
Savaşsa, hep kaçtın...
Vur kendini kuşkular da, hadi al!
Sen bir suydun oysa,
Sen bir ilaçtın.

Denizin yorulduğu yere Kıyı demişler.
İnsanın yorulduğu yere de Sessizlik.

Hoşça kal canımın içi,
Hoşça kal...

{ "vars": { "account": "UA-28164355-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } } { "vars": { "account": "G-DQTZ4JSXP4" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }