Türkiye bir fındık ülkesi. Dünya üretiminde lider, ihracatta başrol oyuncusu. Ancak yıllardır fındığı çoğunlukla ton ve dolar üzerinden konuşuyoruz. Fiyat düştü mü, ihracat arttı mı, randıman kaç oldu… Peki ya fındığın bilimsel değeri? Katma değeri yüksek bir sağlık ürününe dönüşme ihtimali? Bu konuda ki gelişmeleri araştıran bir grup ortaya çıktı. Bu grup belkide Karadeniz için yeni bir sayfanın habercisi olabilir.
Kanser Hücrelerine Karşı Fındık Ekstraktı
Yapılan çalışmada ilk olarak, Viterbo bölgesine özgü “Tonda Gentile Romana” çeşidi fındıktan elde edilen özel bir ekstraktın karaciğer kanseri hücrelerinin büyümesini yavaşlattığı ortaya kondu. Araştırma, ulusal yeni teknolojiler ajansı ENEA öncülüğünde yürütüldüğü bilgisini aldım.
Laboratuvar ortamında yapılan çalışmalarda, söz konusu ekstraktın yalnızca kanser hücrelerinin çoğalmasını durdurmadığı, aynı zamanda bu hücrelerin ölüm sürecini tetiklediği belirlendi.
Bu, elbette “kanserin çaresi bulundu” anlamına gelmiyor. Ancak doğal bir tarım ürününün, ileri düzey biyoteknoloji araştırmalarında aktif rol alması dikkat çekici.
Mikro-RNA ve Genetik Denge
Yapılan araştırmada ortay çıkan en önemli gelişme ise mikro-RNA adı verilen küçük RNA molekülleriyle ilgili. Mikro-RNA’lar, hücrelerin genetik işleyişini düzenleyen kritik yapılar olduğu ortaya çıktı. Kanserli dokularda bu moleküllerin seviyesinin düştüğü ve bunun kontrolsüz hücre çoğalmasına yol açtığı biliniyor.
Fındık ekstraktının ise bu mikro-RNA’ların üretimini artırarak hücrelerin çoğalması ele alındı.
Yani mesele sadece bir antioksidan etkisi değil; genetik düzenleme mekanizmasına dokunan bir potansiyelden söz ediliyor.
Karadeniz İçin Yeni Bir Yol Açılır mı?
Burada asıl soru şu: eğer bu yapılabiliniyorsa, Neden dünyanın en büyük fındık üreticisi olan Türkiye yapamasın?
Karadeniz’de milyonlarca insanın geçim kaynağı olan fındık, bugüne kadar büyük ölçüde ham veya yarı işlenmiş ürün olarak ihraç edildi. Katma değerli biyoteknolojik ürün üretimi ise yok denecek kadar az.
Eğer üniversiteler, teknoparklar, TÜBİTAK destekli projeler ve özel sektör birlikte hareket edebilirse, fındık sadece çikolata sanayinin değil, ilaç ve biyoteknoloji sektörünün de hammaddesi olabilir.
Bu noktada; Türkiye’de benzer bir araştırma başlatılabilinir, Karadeniz Teknik Üniversitesi, Trabzon Üniversitesi ya da bölgedeki diğer akademik kurumlar bu alana ilgi gösterebilir, Fındık ihracatçılarının örgütleri, sadece pazar aramak yerine Ar-Ge yatırımlarına yönelebilir ve Tarım ve Sağlık politikaları bu potansiyeli birlikte ele alabililirler.
Projenin Peşine Kim Düşecek?
Giresun Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ayşegül Çebi, fındık yaprağının akciğer ve meme kanseri hücreleri üzerindeki etkilerini araştıran önemli bir çalışmaya imza attı.
Artık “bilim politikası” konuşmanın zamanı gelmiştir.
2020 yılında başlayan bu proje, fındık bitkisinden, kanser tedavisinde yaygın olarak kullanılan paklitaksel adlı kemoterapi ilacının elde edilebileceğine dair bulgular içerdiğini belirtti. Ekip, bu doğrultuda fındık yaprağının akciğer ve meme kanseri hücreleri üzerindeki apoptosis yani programlanmış hücre ölümü etkisini araştırdı. Çebi, “Fındık yaprağının antikansorejen etkisini gösterebilmek için hem akciğer hem de meme kanseri hücrelerinin apoptotik mekanizmasını moleküler yaklaşımlarla izledik” dedi.
Fındık yaprağından elde edilen bu bulguların, Türkiye’nin dünya lideri olduğu fındık üretimine yeni bir ekonomik değer katabileceğini belirten Prof. Dr. Çebi, “Fındık yaprakları atık durumda olmasına rağmen, bu çalışmanın sonuçları, biyoteknolojik açıdan umut verici bir antikanser ilaç ham maddesi olabileceğini gösteriyor” şeklinde konuştu. Ayrıca, paklitakselin şu anda akciğer, meme ve yumurtalık kanserlerinin tedavisinde yaygın olarak kullanılan bir ilaç olduğunu hatırlatan Çebi, “Fındıkta bildirilen paklitaksel miktarı, Pasifik porsuk ağacının yaklaşık 10’da 1’i kadar. Ancak fındık ağaçları Pasifik porsuk ağacından çok daha hızlı büyüdüğü için fındık, yeni bir alternatif taksan kaynağı olabilir” diyerek çalışmanın potansiyelini vurguladı.
Bu da bölge için sadece tarımsal değil, bilimsel ve ekonomik bir dönüşüm anlamına gelir.
Umut Var Ama Yolun Başındayız
Karaciğer kanseri, dünya genelinde en ölümcül kanser türlerinden biri. Mevcut tedaviler sınırlı ve maliyetli. Doğal bileşenlerin bu alandaki rolü ise henüz araştırma aşamasında.
Fındık ekstraktı üzerine yapılan bu çalışma umut verici. Ancak henüz laboratuvar düzeyinde. Klinik çalışmalar, uzun yıllar süren testler ve ciddi yatırımlar gerekiyor.
Yine de şu gerçek değişmiyor:
Belki de Karadeniz’in dalından toplanan bir ürün, gelecekte kanser araştırmalarında stratejik bir ham maddeye dönüşebilir.
O halde, fındığı sadece ihraç mı edeceğiz, yoksa bilimle işleyip geleceğin teknolojisine mi dönüştüreceğiz?
Karadeniz için yeni umut, belki de toprağın altındaki değil; bahçedeki fındığın içinde saklı.