Bilinci Donmuş Toplum..!

Bilinci Donmuş Toplum..!

Günlük felaketlerin sayısal ağırlığı toplumun üzerine

şelale gibi yağmaya başlayınca halk nereye sığınır?

Eğer ölüm sadece ölenin ailesini yakan ve toplumun

törenlerle geçiştirdiği bir olay oluyorsa,

ve bu olay birkaç günde bir yinelenirse,

o toplum nasıl bir psikolojinin pençesine düşer?

Bu nasıl bir uygarlık göstergesidir?

Eğer depremlerde binlerce insan yaşamını yitirirse;

Eğer trafikte her gün 20-30 kişi ve yılda binlerce insan

yaşamını yitirirse;

eğer madenlerde onca insan yaşamını yitirirse;

eğer kentlerde inşaatların %70'i kaçak olursa,

toplum idarecilerden önlem almaları istenmez mi?

Eğer Amerika'daki Meksikalılar her ay onlarca Amerikalı asker

öldürüp Meksika'ya kaçsaydı Amerikan Devleti ne yapardı?

Bu sorular sorulmaz ve sorulduğu zaman yanıt verilmezse

sağlıklı toplumdan söz etmek olası mı?

Kürt sorunu bağlamında bir televizyon programını izleme

cesaretini gösterdim, ve azabını da yaşadım.

Beylik sözler dışında toplumu hançerleyen cinayet dehşetinden

söz etmediler.

Anlaşılan insanlar ve bütün sorumlular kendi vatandaşlarının

ölümünü kanıksamışlar.

Bu adamların bir bölümü ölü sayısından domates fiyatı gibi

söz ediyorlardı.

Gazete sayfalarında mangalda kül bırakmayan birtakım

insanlar seyrettim.

Televizyonlar ve gazete köşelerinin bu konuşanlara kalması,

sınırlarda şehit vermek, yollarda her ay onlarca insan

kaybetmek kadar acı.

Televizyonda oturumu idare eden kişi,

konuşmacılara‘zaman bitiyor, çözüm ne?'

diye soruyordu.

Sanki beş kişi bir araya gelip Kürt sorununa yanıt bulacaklarmış gibi.

Önerileri mantık yapısı bir fiskeye bile dayanmayacak kadar

mantıksız ve gerçeklerden uzaktı.

Bu pandomima bir sonuca ulaşmadı.

Türkiye'de Kürt sorunu ve daha pek çok yanıtı olmayan sorun kişi

ve partilerin sorunları değildir.

Bugünden yarına çözümü olmayan ortaçağ kalıntısı toplumsal

sorunlardır.

İçeriksiz bir politik söylem yumağı, bu sorunların karmaşık yapısını

açığa çıkaramıyor.

Partilerin bunları keskin çizgilerle anlatması, tavırlarını belirtmeleri,

tartışmaya da açık olmaları gerekir.

Oysa sadece sorun üretiyoruz, fakat ne doğru soruyoruz,

ne de yanıt vermeye cesaret ediyoruz.

Yanıtsız biriken sorunlar kaos habercileridir.

Gerçi yaşam tekerleği dönüyor.

İnsanlar şikayet etseler de yaşamak içgüdüsü her şeyden daha çok güçlü.

Düğüne gidiyoruz.

Okula gidiyoruz.

Tatile çıkıyoruz.

Lokantaları, çarşıları dolduruyoruz.

Gökdelenler yapıyoruz.

Devletimiz, hükümetimiz, meclisimiz var.

Tarım kötü ama, pazarlar, alışveriş merkezler dolu.

İşsiz milyonlarca ama, her tarafta yeni yapı,

lüks konut ve otomobilden geçilmiyor.

Yılda ortalama bir kitap okumayan toplum yılda on bin kitap basıyor,

20 milyondan fazla öğrenci var.

Fakat sokaklar, açlık ve işsizlikten başka hiçbir çelişkinin farkında

olmayan milyonlarla dolu.

Bilinci donmuş garip bir toplum.

Ölen ve yaralanan askerler bir yanda, lüks semtlerde kahvelerinde

dünya ile ilgisiz kalabalıklar bir yanda.

Kaygısız bir reklam dünyası, felç geçiren bir kapitalist sömürü

dünyasının ortak manzarası olarak sahneleniyor.

Dünya da böyle görünüyor.

Amerikalılar Haiti'nin yüzbinlerce ölüsünü düşündüler mi?

Müslümanlar ölen bir milyon Iraklının hesabını mı sordular?

Avrupa tutuşan eteğini söndürürken,

Türklerin şehitleriyle mi ilgileniyor?

İnsanlar ortak dertleri olduğunu anımsayıp,

çözümün ortak çaba ile gerçekleşeceğini düşünmedikleri

zaman sefaletin, ölümün işi de kolaylaşıyor.

Dünyanın nüfusu arttıkça toplumlar kendi dertleriyle baş başa kalıyorlar.

Herkes kendi mezarını kazacak bu gidişle.

Önce kazalarda, cinayetlerde, terörde ölenlere,

açlık ve sefalet çekenlere acımasını öğrenmek gerek.

Ölenler gazete sayfalarının rakamlarına indirgenmeyecek.

Sorunlar içeriksiz polemikler, sen ben kavgası olmaktan çıkacak.

İnsanlar ortak bir tanım ve amaçta birleşecekler.

Sonra ortak eylem yapacaklar.

Fakat bu ortak akıl ve irade nerede oluşacak?

Ve nerede buluşacak?

Altmış yıl sorun üretip, raflara kaldırmışız.

Eğitimini sadece diploma ile kanıtlayan,

dünyadan habersiz kırsal kültürlü köylü politikacılar ordusu yaratmışız.

Yaptıkları da demokrasi imiş.

{ "vars": { "account": "UA-28164355-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } } { "vars": { "account": "G-DQTZ4JSXP4" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }