Geçen haftalardaki yazılarımda “Töz” sergimizden ve birlikte kurduğumuz o kopmaz bağdan söz etmiştim. Üniversite yıllarında yolları kesişmiş dört arkadaştık biz. Farklı hayatların içinden gelip aynı masanın etrafında buluşmamız. Sanatın diliyle birbirimizin hikâyesine, emeğine ve dönüşümüne tanıklık etmiştik. bugün dönüp baktığımda bu bana güzel bir tevafuk gibi geliyor
Bu hafta, o bağın içindeki güçlü seslerden birine; Derya Ahmetbeyoğlu’nun içsel, sessiz ve derin resim diline yakından bakmak istiyorum. Derya’nın resimlerine baktığınızda ilk dikkati çeken şey, tuval üzerinde kurduğu güçlü desen dili ve boyanın katman katman biriktirdiği dokudur. Yağlı boya gibi geleneksel bir tekniği kullanırken, bu tekniğin içinde çağdaş ve kendine ait bir ifade alanı açar. Bu yüzden onun üretimini, geçmişle bugünü aynı yüzeyde buluşturan melez bir yaklaşım olarak görmek mümkündür.
Derya’nın önceki çalışmalarında kadın figürü ile doğa arasında güçlü bir ilişki dikkat çekiyor. Hayvan imgeleri ve organik bağlar, kadının doğayla kurduğu sezgisel yakınlığı ve bu kaynaktan beslenen şifa duygusunu araştırdığı bir alan gibi. Zamanla bu ilişkinin daha psikolojik bir yere evrildiği görülüyor. Güncel işlerinde ise bu imgeler, bilinçdışının muğlak atmosferine açılan bir eşik görevi üstleniyor.
Derya’nın kompozisyonlarında boşluk, sessiz ama güçlü bir varlık gibidir. O boşluk, bir eksiklik ya da tamamlanmamışlık hissinden çok, kendi başına anlam taşıyan aktif bir alana dönüşür. Figürün çevresinde açılan bu sessizlik, izleyiciye de kendi iç dünyasına dönme imkânı verir.
Son dönem çalışmalarında mekâna dair izler daha görünür hâle gelir. Önceleri tamamen askıda duran figürler, artık yavaş yavaş bir mekânın eşiğinde belirir. Ancak bu mekân, bildiğimiz anlamda tanımlı ve rasyonel bir yer değildir; daha çok oluşum hâlinde, henüz tamamlanmamış bir alan gibidir. Figürler sanki varmakla kalmak, görünmekle kaybolmak arasında durur.
Derya’nın son serisi “Askı ve Boşluk”, tam da bu duygunun içinden doğar. Figürleri belirli bir zamana ya da mekâna sabitlemek yerine, onları bilinçli bir biçimde askıda bırakır. Bu askıda kalma hâli, resimlerde hem bir gerilim yaratır hem de izleyiciye düşünme ve hissetme alanı açar.
Derya Ahmetbeyoğlu’nun resimlerinde figür, yalnızca görünen bir beden değildir; içsel bir mesafenin, sessiz bir bekleyişin ve tamamlanmamış bir varoluş hâlinin taşıyıcısıdır. Belki de bu yüzden onun resimleri, izleyiciyi hemen açıklanabilir bir anlamın içine değil, yavaş yavaş sezilen bir ruh hâlinin eşiğine çağırır.
“Bir figür susar; geriye onunla birlikte kalan boşluk konuşur.”
Derya, Trabzon’daki atölyesinde üretim pratiğini sürdürüyor, aynı zamanda öğrencilere sanat eğitimi veriyor.
Dipnot: Üniversite yıllarında ödevlerimi dijital ortama aktarma sürecinde bana sabırla destek olan Derya’ya, o günlerdeki emeği ve yol arkadaşlığı için bu vesileyle bir kez daha teşekkür ederim.
ig: @deryaahmetbeyoglu
@deryaahmetbeyoglu_atolyesi